Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Muvatta’ın Seferde Namazların Kısaltılması Kitabında Nâfi’ Rivayetleri

Muvatta’ın, Kasru’s-salât fi’s-sefer adlı 9. kitabı yirmi beş babtan oluşmakta ve bunlardan ilk yedi bab doğrudan yolculukta namazların nasıl kılınacağı ile ilgili bulunmaktadır. Sonraki bablar genel olarak namazla ilgili hüküm ve rivayetleri konu edinmektedir. Bu kitapta Nâfi’den gelen rivayetlerin sayısı 21’dir. Ancak hem tek bir ravi üzerinde yoğunlaşmak hem de konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla bu rivayetlerin dokuz tanesi ele alınacaktır ki onlar da cem’ ve seferde kasr ile ilgili olan haberlerdir.

Rivayetlerin sekiz tanesi Mâlik- Nâfi’- İbn Ömer tarikiyle zikredilmiş olup bir tanesi de Sâlim b. Abdullah’tan İbn Ömer’in uygulaması olarak aktarılmıştır. Bu haberleri Nâfi’, efendisi İbn Ömer’den duymuştur ve rivayetleri elde etmek için İbn Ömer’i bulmuş değildir. Onun azatlı kölesi olması hasebiyle yanında bulunurdu, söz ve uygulamalarına şahitlik ederdi. Dönemin rivayet geleneği açısından bunda yadırganacak bir durum söz konusu değildir; zira ilk dönem, ravilerin yakınlarındaki insanlardan bir vesile ile hadis aldıkları zamanlardır.

İlk rivayet, namazları cem’ ederek kılma hususunda varid olmuştur.

بَاب الْجَمْعِ بَيْنَ الصَّلَاتَيْنِ فِي الْحَضَرِ وَالسَّفَر

و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا عَجِلَ بِهِ السَّيْرُ يَجْمَعُ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاء[1]

Abdullah b. Ömer (r.a)’den rivayete göre şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) yolculukta acele edilmesi gereken hallerde akşamla yatsıyı bir vakitte ve bir arada kılardı.”

Ebu Ömer, bu rivayetten hareketle namazları cem’ etmenin sadece yolculuktaki meşakkate bağlanmadığını söyler. Çünkü hadiste Hz. Peygamber’in ancak zor yolculuklarda namazları cem’ ettiğine dair bir işaret yoktur. Zorluk bulunsun ya da bulunmasın namaz cem’ edilebilir.[2]

Bu konuda Fukaha ihtilaf etmiştir. İbnü’l-Kasım rivayetiyle İmam Malik, yolcunun hacc ve umrede ancak bir seyr meşakkati bulunduğunda ya da vaktin geçmesinden korktuğunda öğlenin son vakti ile ikindinin ilk vaktinde cem’ edebileceğini söyler. Yine aynı şekilde akşam ve yatsıyı da bu şekilde kılabilir. Buna Hanefiler “sûrî cem’” der. Her iki namaz da yine kendi vaktinde kılınmış olur.

Ebu Ömer, Medine ehlinin Malik’ten naklinin bunun tersine olduğunu söyler.

Ebu’l-Ferec, İmam Malik’in şöyle dediğini zikreder: “Seferde namazı cem’i murat eden kimse dilerse ilk vaktin sonunda, dilerse sonraki vaktin sonunda cem’ eder. Dilerse ilk vakti tehir eder ve vaktin sonunda kılar, ikinci vaktin namazını da vaktin evvelinde kılar.” Bu, Arafat ve Müzdelife’deki cem’in cevazı gibidir. Aslolan Hz. Peygamber’in cem’ ettiği vakitte Arafat ve Müzdelife’de namazları cem etmenin vacip olduğudur.

İkinci rivayet, cem’ etmede yetkili kişiye uyma konusundadır.

– و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ

كَانَ إِذَا جَمَعَ الْأُمَرَاءُ بَيْنَ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ فِي الْمَطَرِ جَمَعَ مَعَهُمْ[3]

Nâfi’den rivayet edildiğine göre, Abdullah b. Ömer yağmurlu havalarda yetkili kişilerin akşam ile yatsı namazını bir vakitte bir arada kılmaları üzerine o da onlara uyarak öylece kılardı.

Diğer rivayetler genel olarak namazların kısaltılması ile ilgilidir.

بَاب مَا يَجِبُ فِيهِ قَصْرُ الصَّلَاة

Fakihler, kasrın sıhhati için bir takım şartlar ileri sürmüşlerdir.[4]

ŞAFİİ: Yolculuğun 48 mil uzunluğunda olması gerekir. İki gün ya da iki gecelik bir mesafedir ki bu da 81 km olarak takdir edilmiştir. Asi ve naşize için, ihramda kasra niyet eden için ve namazı tamamlama gibi kasra münafi bir duruma niyet eden için kasretme yoktur.

HANEFİ: Yolculuğa niyet eden kimse belirli bir yeri kastettiğinde seferinde asi bile olmuş olsa ikamet mahallini ve zamanla takdir edilmiş olan senenin en kısa günlerinden 3 günlük bir mesafeyi geçtikten sonra namazlarını kasreder. Bu mesafeden daha aşağısında kasr, sahih olmaz. Buluğa ermemiş çocuk için de kasr hükümleri terettüp etmez.

MALİKİ: Sefer uzun olmalı, sefere niyet etmiş olmalı, mübah bir yolculuğa çıkmış olmalı, beldenin binalarını geçmeli ve 4 günden fazla kalmaya karar vermiş olmalıdır.

HANBELİ: Sefer, 48 milden uzun olmalı, yolculuk mübah veya vacip olmalı, köyünün evlerini geçmiş olmalı, belirli bir yeri kastetmeli ve namazın başında kasra niyet etmelidir. Misafir, mukime uyamaz.

– حَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ

كَانَ إِذَا خَرَجَ حَاجًّا أَوْ مُعْتَمِرًا قَصَرَ الصَّلَاةَ بِذِي الْحُلَيْفَة[5]ِ

Nâfi’den rivayete göre, Abdullah b. Ömer hacca ve umreye giderken Zülhuleyfe denilen yerde namazları kısaltmaya başlardı.

Ebu Ömer şöyle demiştir: İbn Ömer, Hz. Peygamber’in namaz ve başka sebeplerle durduğu her yerle teberrük ederdi. Gücü yettiği kadar onları yapmaya çalışırdı. Ne zaman Medine’den Mekke’ye gidecek olsa Hz. Peygamber’in böyle yapması hasebiyle Zülhuleyfe’de namazı kısaltırdı.[6]

İbn Ömer, hacc ve umre dışındaki seferlerinde de Medine’nin evlerini geçince namazı kasrederdi. Dönüşte de evlerin bulunduğu mıntıkaya girinceye kadar namazı iki rekât olarak kılardı.

Hz. Ali de Kûfe’ye girinceye kadar namazlarını iki rekât olarak kılmıştır.

İmam Malik, seferi murat eden kişinin köyünün evlerinden çıkıncaya kadar namazı kasredemeyeceğini; oraya geri dönüp girinceye ya da yaklaşıncaya kadar da namazı tamamlamayacağını söylemiştir. Bu görüş aynı zamanda Malik, Şafii, Ebu Hanife, Sevri, Evzai, Ahmed b. Hanbel, fukahadan bir grup ve ehl-i hadisin de kavlidir.

Ebu Ömer, yolcunun ikamet için niyetten başka bir şeye ihtiyacı olmadığını belirtmiştir. Niyet ile amel de vuku bulmalıdır. İkamete niyet eden kimse için oruç ve namazı tam kılmak lazım olur. Hazarda olan kimse sefere niyet etmiş olsa bu niyeti ile misafir hükmünde olmaz, amel cereyan etmemiştir.

Abdurrezzak şöyle demiştir: Hacc için yola çıkan kimse daha köyünün evlerini geçmeden namaz vakti girerse namazını kısaltarak kılabilir.

Alkame, Esved, Amr b. Meymun, İbrahim en-Nehai misafir olduklarında köyün evlerini geçince namazlarını kısaltırlardı.

– حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ

رَكِبَ إِلَى ذَاتِ النُّصُبِ فَقَصَرَ الصَّلَاةَ فِي مَسِيرِهِ ذَلِكَ[7]

Sâlim b. Abdullah (r.a)’den gelen rivayete göre, Abdullah b. Ömer bineğiyle Zatu’n-nusub’a gitmişti. Bu yolculuğunda namazları kısaltarak kılmıştı.

İmam Malik, Zatinnusub ile Medine arasının 4 berid olduğunu söyler. 16 fersaha eşit bir mesafedir.

– و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ عَنْ ابْنِ عُمَرَ

أَنَّهُ كَانَ يُسَافِرُ إِلَى خَيْبَرَ فَيَقْصُرُ الصَّلَاة[8]َ

Nâfi’den rivayete göre, İbn Ömer Hayber’e gittiğinde namazları kısaltarak kılardı.

İbn Cüreyc, üç fasıladan daha kısa bir zamanda İbn Ömer’in namazı kasretmediğini rivayet eder. Hayber, Medine’ye üç fevasıl uzaklıktadır ki Hayber ile Medine arası 96 mildir. Bu görüş, Malik’in rivayetine aykırıdır. Nafi’den gelen rivayetler hususunda ihtilaf olduğunda ise Malik, İbn Cüreyc’ten daha güvenilirdir ve o tercih edilir.

İbn Ömer’in en aşağı hangi mesafede namazı kasrettiği konusunda ihtilaf edilmiştir. Esahh olan oğlu Salim ve mevlası Nafi’in rivayetleridir ki onlar da 4 beritten az olduğunda namazı kısaltmadığını söylerler. Bu da yaklaşık 80 km eder. [9]

بَاب صَلَاةِ الْمُسَافِرِ مَا لَمْ يُجْمِعْ مُكْثًا

– و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ

أَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ لَيَالٍ يَقْصُرُ الصَّلَاةَ إِلَّا أَنْ يُصَلِّيَهَا مَعَ الْإِمَامِ فَيُصَلِّيهَا بِصَلَاتِه[10]ِ

Nâfi’den rivayete göre şöyle demiştir: “İbn Ömer Mekke’de on gece misafir kaldı. Bu süre içinde tek başına kıldığı namazlar hariç imamla kıldığı namazları tam olarak kılıyordu.”

İlim ehli, yolcunun ikamete niyet ettiği müddet hakkında ihtilaf etmiştir. İmran b. Husayn, Hz. Peygamber’in fetih yılında Mekke’de 18 gece kaldığını ve namazlarını bu süre zarfında iki rekât olarak kıldığını rivayet etmiştir. 19, 17 ve 15 gece kaldığı da rivayetler arasındadır. Mekke ehline namazlarını tamamlamalarını emretmiş, kendilerinin ise seferi olduğunu bildirmiştir. Çünkü hicret ettiği Mekke’de kalmaya niyet etmemişti.

بَاب صَلَاةِ الْمُسَافِرِ إِذَا كَانَ إِمَامًا أَوْ كَانَ وَرَاءَ إِمَامٍ

– و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ

كَانَ يُصَلِّي وَرَاءَ الْإِمَامِ بِمِنًى أَرْبَعًا فَإِذَا صَلَّى لِنَفْسِهِ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ[11]

Nâfi’den rivayete göre İbn Ömer, Mina’da imama uyarsa dört rekât, tek başına kıldığında ise iki rekât olarak kılardı.

Mukim bir imamın arkasında namaz kılan misafir hakkında âlimler ihtilaf etmiştir.[12] Malik ve ashabına göre tam bir rekâta yetişemeyen kişi, iki rekat olarak kılar. Secdeleriyle beraber bir rekâta yetişen ise, namazı tam kılar. Evzai de bu görüştedir.

Tahâvî, Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in teşehhüde bile yetişmiş olsa mukimin namazı gibi kılar dediğini nakleder. Şafii’nin de görüşü böyledir.

Taberi, Evzai’den şöyle rivayet etmiştir: “Mukim bir kimse ile namaz kılan misafir bir ya da iki rekât kıldıktan sonra ona bir şey arız olsa namazını keser. Sonra dört rekâta tamamlayana kadar mukimin namazı üzerine bina eder.” Ona denildi ki: “Evinde seferi olarak namazını kılsa sonra mescide gittiğinde onları teşehhüdde bulsa onlara uyup namaz kılabilir mi?” “Onlarla beraber bir rekâtı idrak etmediği için bu oturuşla namaza yetişmiş sayılmaz. Evde kıldığı namaz ona yeterlidir.”

İmam Malik’e göre mukimin namazının bir rekâtına yetişen misafir, namazı tam kılar. Yetişemeyen kimse ise iki rekât kılar. Mukimle namaz kılarken namazını ifsat edecek bir şey zuhur etse ve tekrar ona yetişemese, o zaman kendi namazına döner ve iki rekât kılar. Ebu Hanife de bu görüşü benimser. Şafii’ye göre ise yine dört rekat kılması lazım olur. Çünkü mukimin namazına girmekle artık ona dört rekat gerekmiş olmaktadır. İtmam ile taksir arasında muhayyer olduğunu savunanlar da vardır.

Seferi iken namazını unutan ya da geçiren kimse, mukim olduğunda bunu hatırlasa yine iki rekât olarak kılar. Ebu Hanife ve Sevri de bu görüştedir. Hasan-ı Basri ise hazarda hatırlarsa 4, seferde hatırlarsa 2 olarak kılacağını belirtir. Çünkü hatırladığı zaman namaz vacip olur. İbn Uleyye, İbnü’l-Medini ve Taberi’nin kavli de böyledir.

بَاب صَلَاةِ النَّافِلَةِ فِي السَّفَرِ بِالنَّهَارِ وَاللَّيْلِ وَالصَّلَاةِ عَلَى الدَّابَّةِ

– حَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مَالِك عَنْ نَافِعٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ

أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُصَلِّي مَعَ صَلَاةِ الْفَرِيضَةِ فِي السَّفَرِ شَيْئًا قَبْلَهَا وَلَا بَعْدَهَا إِلَّا مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ فَإِنَّهُ كَانَ يُصَلِّي عَلَى الْأَرْضِ وَعَلَى رَاحِلَتِهِ حَيْثُ تَوَجَّهَتْ[13]

Nâfi’den rivayete göre İbn Ömer, yolculukta farz namazın ne önünde ne de arkasında nafile namaz kılmazdı. Sadece geceleyin kıldığı teheccüd bunun dışındadır. Bu tür sünnet ve nafileleri sabit olan yeryüzünde kıldığı gibi bineği üzerinde gittiği yöne doğru da kılardı.

و حَدَّثَنِي عَنْ مَالِك قَالَ بَلَغَنِي عَنْ نَافِعٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ كَانَ يَرَى ابْنَهُ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَتَنَفَّلُ فِي السَّفَرِ فَلَا يُنْكِرُ عَلَيْه[14]ِ

Nâfi’den rivayete göre, İbn Ömer oğlu Ubeydullah’ın yolculukta sünnet namazları kıldığını görür ve ona bir şey demezdi.

Fukaha, seferde iken nafile namaz kılmayı müstahap görmüştür. Bu rivayetlerin hepsi, kişinin seferde nafile ve sünnet namazlar hakkında muhayyer olduğunu gösterir. Dilerse bunları kılar ve sevabını alır, dilerse sadece farzı kılar.

İbn Ömer namazı seferi olarak kıldırdıktan sonra arkasındaki grubun tesbih çektiğini görünce, eğer tesbih çekecek olsaydım namazı tamamlardım. Râsulullah (s.a.s), Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman’la beraber bulundum, hiç biri seferde iken iki rekâta ziyade etmedi, demiştir.

İbn Abbas ise seferde iki rekâttan sonra, aynen hazardaki dört rekâttan önce ve sonra kılınan nafileler gibi nafile namaz kılmayı emrederdi.[15]

 


[1] Muvatta’, Sefer, 3.

[2] İbn Abdulberr, Ebu Ömer Yusuf b. Abdullah b. Muhammed b. Abdilber en-Nemerî el-Endelüsî, el-İstizkar, thk: Dr Abdu’l Mu’ti Emin Kal’aci, Beyrut, Daru’l-Kuteybe, 6, 14.

[3] Muvatta’, Sefer, 5.

[4] İbn Abdulberr, a.g.e, 6, 76.

[5] Muvatta’, Sefer, 10.

[6] İbn Abdulberr, a.g.e, 6, 77.

[7] Muvatta’, Sefer, 11.

[8] Muvatta’, Sefer, 13.

[9] İbn Abdulberr, a.g.e, 6, 85.

[10] Muvatta’, Sefer, 17.

[11] Muvatta’, Sefer, 21.

[12] İbn Abdulberr, a.g.e, 6, 116.

[13] Muvatta’, Sefer, 22.

[14] Muvatta’, Sefer, 24.

[15] İbn Abdulberr, a.g.e, 6, 123.