Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Kur’an’da Cehennem Tasviri

Kur’ân, muhataplarına sadece cennet tasvirini gösterip bırakmaz. “Her şey zıddıyla daha kolay bilinir.” darbı meseli ile anlaşılacağı üzere Kur’ân muhataplarına davete icabet edilmediği takdirde kaçırılacak olan nimetleri bahsetmesinin akabinde onlara sadece bu nimetlerden mahrum olunmayacağını diğer taraftan da çok ağır işkenceler ile karşılaşacağını da gösterir. Konunun sonunda da görüleceği üzere “Hangisine gitmek istiyorsanız oraya hazırlık yapın.” mealinde seçenek sunar.

Kur’ân’da bahsi geçen ve davete icabet etmeyenlere karşı öfkesinden neredeyse patlayacak olan cehennemin[1] yedi tabakası vardır.[2] İnkâr, en genel nitelikleri olması hasebiyle cehennem[3] ile daha özel anlamda davete icabet etmeyip yüz çeviren, zengin olup da infak etmeyip cimrilik eden, başına bir musibet gelince feryadı figan eden “lezaa”[4] ile insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle eğlenen, zekat vermeyen “ hutame”[5] ile, öldükten sonra dirilmeyi inkar eden “seır”[6] ile, namaz kılmayıp, fakirler ile ilgilenmeyen bâtıla dalıp, ceza gününü yalanlayan “sekar”[7] ile, âyetleri geçersiz kılmaya çalışıp kibirlenen ve kendisini beğenen “cahıym”[8] ile, inanmadığı halde inanmış gibi yapıp, bile bile insanları ve hatta Allah’ı aldatmaya çalışan münafıklar da cehennemin en alt tabakası olan “haviye”[9] ile bir âyetlerde anılmışlardır[10] ki bu ismi geçen tabakaların toplamı âyette de belirtildiği üzere yedidir.

Kur’ân, muhataplarını zaman içinde seyahata çıkarır. Kişiyi dirilmesi akabinde davete icabet etmeyenlerin başından geçecekleri an be an gözler önüne serer. Hatta muhatap olayı bizatihi yaşıyormuşçasına hisseder.

Ölüm anında meleklerden kırbaç yemeleri, kabire girince kıyamete değin ceza çekmelerinin[11] ardından bir de kör olarak diriltildiklerinde[12] ve hesap defterlerinin ortaya konulması ile değerlerinin ne olduğu ortaya çıkan mücrimlere “Ayrılın bir kenara!”[13] Zalimleri, kendileri gibi zalim olan eşlerini, tutun, “Cahıym’ın” yoluna götürün, hesaba çekilecekler!”[14] denilecek olduğunu Kur’ân beyan eder.

Kur’ân muhataba bir taraftan da onların dünyada yaptıkları her bir işin kayıt altına tutulduğunu ve kayıt altına geçirilen kitap ile karşılaşan kimselerin durumunu zikreder.

Amel defterleri solundan ve ardından verildiğinde,[15]kitabın içindekiler açıldığında, davete icabet etmeyen mücrimler: “Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük bırakmış, ne büyük, yazılmadık şey kalmamış![16] Eyvah! Keşke verilmez olaydı bu defterim! Keşke hesabımı bilmez olaydım! N’olurdu, ölüm her şeyi bitirmiş olaydı! Servetim, malım bana fayda etmedi! Bütün gücüm, iktidarım yok oldu gitti!”[17]“Ah keşke toprak olsaydık.”[18] diyecekler.Üstelik sorgu esnasında bir de kişinin ağzı mühürlenip, vücut azaları konuşturularak kişinin aleyhine şahitlik edecek, kişi şaşkınlığından “Ne diye aleyhimize şahitlik ediyorsunuz?” diye sorunca, vücut dile gelip “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu.”cevabını alacaklar.[19]

Kayıt altına alınan kitabı kendisine verilen kişinin hesaba çekildiği anda bu hesaptan kurtulması için neler düşündüğünü de gösterir.

O gün, davete icabet etmeyen muhataplar dünyadaki zenginliklerinin, evlatlarının, akrabalarının hiçbir faydasını görmeyecek,[20] kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve oğullarından kaçacak[21] hatta bu esnada kendisini kurtarmak için öz oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini barındıran aşiretini, yeryüzünde olan ne varsa ve bir o kadarı olsa da fidye olarak onları verse de kendisini kurtarsa[22] durumunda olacak. Ama hiçbir mazeretleri fayda vermeyecek.[23]

Kur’ân olayı muhteşem bir şekilde canlandırıp, sahneyi hem davete icabet etmeyen kişiye, hem de bu kişinin gördüklerine ve o kişinin söylediği sözlere çevirtir.

Çok uzaklardan cehennemin öfkeli kükreyişleri duyulacak,[24] ardından cehennem bariz bir şekilde belirecek,[25] kişi “Vay başımıza gelene! Bizi dünyaya geri gönderin, yemin olsun ki Rabbimizin âyetlerini yalanlamayacağız, onlara iman edeceğiz.”[26] diyecekler. Kendilerine “Yaptıklarınızın cezası olarak, ister dayanın, ister dayanmayın, girin o cehenneme. Hüküm değişmeyecek.” [27] diye hitap edilecek. Davete icabet etmediği için, kendisine sırdaş edilen şeytana, kişi bakıp “ Ah ne olaydı da seninle aramızda doğu batı mesafesince ara olaydı da seni tanımasaydım, Kur’ân geldikten sonra saptırdın beni, ne kötü arkadaşmışsın meğer.”[28] deyip nedametten parmaklarını ısıracak.[29] Bu esnada kendilerine “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Artık bugün dünyada haksız yere büyüklük taslamanız ve dinden çıkıp fâsıklık etmeniz sebebiyle hor ve hakîr eden bir azap ile cezalandırılacaksınız!”[30] diye seslenilecek, sonra Allah (C.C.) “Haydi! Ortaklarım olduklarını iddia ettiğiniz putları çağırın, gelsinler!” diye hitapta bulununca, hemen dua edecekler ama dualarına cevap verilmeyecek. Ateşi ayan beyan görünce, oraya gireceklerini iyice anlayacaklar, kaçış yolu da bulamayacaklar.[31]

Kur’ân, davete icabet etmeyen bireylerin pişmanlıklarını izhar etmelerinin akabinde birbirlerini suçlamalarını da ayrıca gösterir. Cennette olan kişiler ne kadar hallerinden memnunsa; bunlar da burada o kadar pişmanlık duyduklarını ve suçlama konuşmaları yapacaklarını zikreder.

O gün dostlar birbirlerine düşman olacak,[32] samimi bir dost kalmayacak.[33] “Dünyada iken birbirinize günahta ve isyanda yardım ediyordunuz burada neden birbirinize yardımınız dokunmuyor?” diye sorulunca, bir umut birbirlerinden yardım isteyecekler, fakat olumsuz cevap alınca, Müstazaflar, Müstekbirle’re: “Siz zaten bize kendinizi, dünyada hak-doğru imiş izlenimini vererek gelirdiniz, bizi saptırdınız!” diyecek. Bunun üzerine diğerleri: “Bize tabi olmasaydınız.[34] Şâyet Allah bize hidâyet verseydi biz de size doğru yolu gösterirdik. Aslında siz de inanmamıştınız, kaldı ki, bizim, sizi zorla saptırabilme gücümüz de yoktu, siz zaten günahta ısrarcı idiniz. Bu andan itibaren tartışmamızın bir anlamı yok, bu azabı tadacağız.[35] Diye konuşacak. Ve hesaplar görülüp iş tamamlanınca Şeytan onlara şöyle diyecek: “Allah size doğru vaadde bulundu. Ben de size bir şeyler vaad ettim, ama sözümden caydım. Doğrusu, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm yoktu. Sadece sizi davet ettim, siz de çağrımı kabul ettiniz. O halde beni ayıplamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, sizin daha önce beni Allah’a şerik yapmanızı da reddetmiştim.”[36]Demir tasmalar ve boyunlarında şeytanlarının da bağlandığı bukağılar-zincirler ile sert bir şekilde çekilip sürüklendirilecek.[37]Ateşe atılmak üzere olan küfrün önderlerine, melekler diğer yığınları göstererek “ İşte! Şu güruh körü körüne peşinize takılan yandaşlarınız.” Onlar da cevaben “Hiç bir faydaları yok ki onların bizlere.” Bu sözleri diğer grup işitince “ Asıl sizin bize hiçbir faydanız yok. Üstelik buraya gelmemize siz sebep oldunuz. Her zaman tuzaklarınızla bize günahı, şirki güzel gösteriyordunuz. Bize sürekli Allah’a yabancılaşmamızı ve O’na rakip güçler tanımamızı istiyordunuz.”[38] diye aralarında pişmanlık dolu konuşmaları tekrar tekrar yapacaklar. Bu esnada Müstekbirler, -dünyada iken kendileri gibi yaşamadıkları, inanmadıkları, zengin olmadıkları vb. şeylerden ötürü dalalette olduklarına inandıkları Mustazaflar’ı, cehennemde göremediklerinde[39] “Ne oluyor da onları (Suheyb’i, Bilal’i, Ammar’ı v.b (r.a)) bu cehennemde göremiyoruz. Biz dünyada onları alaya alıyorduk, belki onlar da burada, ama biz göremiyoruz.”[40] diye düşündükleri bu anda, dünyada iken, ikinci sınıf gördükleri kimselerin, cennette yüce dereceler içinde olduklarını idrak edecekler. Zira Cennet ehli kendilerine nida edecek ve “Biz Rabb’imizin bize vaad ettiğini hak olarak bulduk, siz de buldunuz mu?”Evet.” diyecekler. Bu anda Araf ehli “Bunlar sizin dünyada iken Allah,’ın rahmetine nail olamayacaklarına dair yemin ettiğiniz kimseler değil mi?[41] diye sorduklarında cehennem ehli bir kat daha ızdırap ve pişmanlık içinde olacaklar. Cin ve İns taifesi zorla sürüklendikçe, her biri diğerine lanet okuyacak, girişler bittiğinde bir gurup diğeri için “Rabbimiz! Bizi bunlar yoldan çıkardı. Bizim çektiğimiz azabın mislini ver.[42] Ey Rabbimiz! Bizim dünyada iken kendilerine itaat ettiklerimize, bizi saptırdıkları için iki mislini ver ve rahmetinden kov onları.[43] Bizlere imkan ver, o dünyada iken bize yaldızlı sözler söyleyip de bizi yoldan çıkaranları göster, ayaklarımızın altında çiğneyelim, ezelim onları.”[44] diye dualarda bulunacaklar. Gruplar halinde girdirildikçe, cehennemin kaynamasını, öfkesini duymaya devam edecekler ve bu sırada görevli Zebaniler “Size elçiler gelmemiş mi idi? Rabbinizin âyetleri size okunmamış mı idi? Cevaben “Belaâ” Okunmuştu ama biz inanmamıştık.” diyecekler.[45]

Kur’ân davete icabet etmeyenlerin bu konuşmalarından sonra onların ne şekile tutulacaklarını beyan eder.

Kelepçeler ve bukağılar ile sımsıkı bağlanmış bir vaziyette[46] cehennemin en dar yerine atılacaklar, yok edilmeyi isteyecekler, kendilerine “Öyle bir defa değil, defalarca yok edilmeyi isteyin.” denilecek.[47] Ardından Seır denilen yere gönderilecekler.[48]

Kur’ân, muhataplarına cennettekilerin sürmüş olduğu zevkleri gösterdikten sonra diğer taraftan da cehennemdeki kişilerin yiyecekleri ve içeceklerini gösterir.

Kişi cehenneme girdirilir girdirilmez, ona, şiddetle tutuşturulmuş ateşin dibinden çıkan, tomurcuğu şeytanın kafası gibi,[49] -eritilmiş maden gibi, yedirilenlerin karınlarında sıcak suyun kaynaması gibi kaynayacak olan-[50] ağaçtan – ve hiçbir besleyici ve açlığı giderici özelliği olmayan dikenlerden-[51]aşırı açlıklarından ötürü zorla yedirilecek, peşinden, susayıp da su isteyenlere, hararetinden ötürü yüzlerini kızartacak, bağırsaklarını parçalayacak, kaynar irin ve zehir karışımından oluşmuş sıvıdan –çatlayıncaya değin kendisini su içmek mecburiyetinde hisseden, susuzluk hastalığına yakalanmış develerin içtiği gibi-[52] hiçbir serinliğin, uykunun, rahatın ve susuzluğu giderecek bir suyun olmadığı, sıvı olarak kızgın ateşte, son derece sıcak bir kaynaktan, kaynar bir sıvı ve kanla karışık bir irinden[53]zorla içirilecek, kişi bu sıvıyı yutmaya çalışacak fakat kan ve irin karışımı olan bu sıvıyı yutamayacak ve ateşin dibinden tekrar önceki yerlerine geri döndürülecekler.[54] Başlarından aşağıya kaynar sıvılar dökülecek. Bu sıvı kişilerin karınlarında var olanları ve derilerini eritecek. Demirden kamçılar ve topuzlar ile ayrıca işkence edilecek. Her ne zaman cehennemden çıkmak isteseler gerisin geriye döndürülecekler ve onlara “Yaptıklarınızın cezasını çekin.” denilecek.[55] Ateşte çekecek oldukları azaptan ötürü her daim ağlama ve inleme, göğüs kafesini yırtacak derecede zorlayacak nefes alma halleri olacak.[56] Kişiyi ölüme sebep olan her şey çepeçevre kuşatmasına rağmen kişi ölmekten mahrum bırakılacak,[57] çünkü kişinin ölmesine izin verilmeyecek,[58] dolayısıyla kişi orada ne yaşayabilecek ne de ölebilecek.[59]

Muhatabını ikna için cehennemi en ince detayına kadar zikreden Kur’ân, cennette enfes gölgeliklerde yaşayan kimseleri anlattıktan sonra yine gölgeden bahseder, ama cehennemdeki gölgenin çok daha farklı olduğunu muhatap hemen kavrar. Dahası Kur’ân, cennetteki kişiler ipekten, atlastan bir takım süslü elbiseler giymişken cehennemdekilerin elbisesinin içler acısı olduğunu gösterir.

Üst üste binmiş ateşten zifiri karanlıkta[60]serinletici, dinlendirici etkisi olmayan, içler karartan,[61]yakıcı, boğucu ve kör edici olup ateşin alevinden koruyamayan gölgeliklerde,[62] vücut ölçülerine göre katrandan elbiseler biçilmiş,[63] yatakları, örtüleri tamamen ateşten[64] olup başlarının üzerinden, ayaklarının altından[65] kendilerini çepeçevre sarmalamış ateşin içinde istif edilmiş ve kokuşmuş bir vaziyette birbirleri ile tartışacak sonra pişmanlıklarını itiraf edecek.[66]

Kişi, ateşte, kendisini ancak yüzüyle (!) koruyabilecek,[67] fakat bu ateşin alevinin esintisi yüzlerine temas ettiğinde kişinin yüzü kavrulacak, derisi, sinirleri yandığı için kişi sırıtırmış (!) vaziyetinde kalacak.[68] Ateşe atılıp da yandıkça, vücutları paramparça olacağından, azabı yeniden ve iyice yaşaması için kendilerine yeni vücutlar verilecek, derileri değiştirilecek ve ateşin harareti her ne zaman azalsa, ateş yeniden harlandırılacak.[69]

Bu işkencelerin akabinde Kur’ân, muhatabına oradakilerin zebani melekler ile olan konuşmalarını, son çırpınışlarını, yalvarmalarını gösterir.

Azapları hiç gevşetilmeyecek, orada bütün ümitlerini yitirmiş olarak kalacaklardır. Cehennem bekçisine şöyle feryat edecekler: “Malik! Ne olur, tükendik artık! Rabb’in canımızı alsın, bitirsin işimizi!” O da: “Ölüp kurtulmak yok, ebedî kalacaksınız burada” diyecek. Allah da şöyle buyuracak: “Biz size gerçeği getirmiştik. Fakat çoğunuz hakikatten hoşlanmamıştınız.”[70]

Ateşin içinde birbirleriyle tekrar tekrar tartışırlarken Müstezaf’lar, Müstekbirler’e: “Biz bunca zaman size tâbi olduk, bari ateş azabının bir kısmını olsun kaldırabilir misiniz?” diye sorduklarında büyüklük taslayanlar da: “Bizim hepimiz ateşin içindeyiz. Allah kulları arasında vereceği hükmü verdi, iş bitti!”diye cevap verecekler. Ateşte olanlar bu sefer, cehennem bekçilerine: “Ne olur, Rabbinize bizim için yalvarın. Bir gün olsun, azabımızı hafifletsin!” diyecekler. Bu defa onlar: “O halde siz kendiniz yalvaracaksanız yalvarın.”[71] “Sevinmek size haram! haram!” diye hitapta bulunacaklar.[72]

Bütün bu tasvirlerden ve cennet ve cehennemin tüm özellikleri ayrıntıları ile beyan ettikten sonra Kur’ân, farklı süreler de, mukayeseyi muhatabın zihninde iz bırakacak şekilde mukayese yaparak sorar: “Elleri boyunlarından zincirli, ayaklarında bukağılar ile cehennemin ortasına atılırlar da ölümü isterler. Bu durum mu güzel yoksa davete icabet etmiş olana vaad edilen ebedi kalınacak cennet mi ?[73] veya şimdi söyleyin bakalım: Cehenneme atılmak mı iyidir, yoksa kıyamet günü büyük duruşmaya tam bir güven içinde gelmek mi?” [74] Cennette bahsi geçen baldan, sütten, şaraptan nehirlerde seyru sefa etmek mi yoksa bağırsakları parçalayan zakkumu içmek mi?[75] Sonuç olarak “cennette bahsedilen mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? “[76]

Kur’ân, artık son noktayı koyarcasına, muhataplarına davete icabet edenin ve etmeyenin ahiretteki karşılaşacak olduğu durumları mukayese yoluyla zikrettikten sonra “İster iman edin, ister iman etmeyin ve nankörlük edin” seçiminizde serbestsiniz. “Artık kim dilerse Rabb’ine giden bir yol edinsin.”[77] Diyerek seçimlerinde muhataplarını özgür bırakır. Fakat muhataplar bu özgür iradenin sonuçlarından sorumlu olacaklardır.

 


[1]Mülk 67/7.

[2] Nalh 16/44.

[3] Kehf 18/102; Zümer 39/71.

[4] Mearic 70/15.

[5] Hümeze 104/1-2.

[6] Furkan 25/11; Mülk 67/5-6.

[7] Müddessir 74/39-47.

[8] Hac 22/51; Duhan 44/47.

[9] Tevbe 9/82; Karia 101/9.

[10] Abdülkadir Mutlaku’r Rahbâvi, Ahiret Günü, Ankara, Nur Yay., 1983, s. 152-155; er-Râğıb, el-Müfredat, “Cehennem” md.

[11] Mümin 40/46.

[12] Taha 20/124.

[13] Yasin 36/59.

[14] Saffet 37/38-40.

[15] Hakka 69/25; İnşikak 84/10.

[16] Kehf 18/49.

[17] Hakka 69/25-29.

[18] Nebe 78/40.

[19] Nur 24/24; Yasin 36/65 ; Fussilet 41/20.

[20] Ali İmran 3/10; Duhan 44/41; Leyl 92/11.

[21] Abese 80/34-37.

[22] Rad 13/18; Mearic 70/11-15.

[23] Mümin 40/53.

[24] Furkan 25/12.

[25] Naziat 79/36; Şuara 26/47.

[26] Enam 6/27,30; Araf 7/53; Müminun 23/105-107; Şuara 26/102; Fatır 35/37; Ahkaf 46/34; Tur 52/15.

[27] Yasin 36/64; Tur 52/16.

[28] Zuhruf 43/36-38.

[29] Furkan 25/27.

[30] Ahkaf 46/20.

[31] Kehf 18/52-53.

[32] Zuhruf 43/67.

[33] Şuara 26/101.

[34] Araf 7/38-39; Fatır 35/37; Zümer 39/71.

[35] İbrahim 14/21; Sebe 34/31; Saffet 37/25-31.

[36] İbrahim 14/22.

[37] Mümin 40/71.

[38] Sebe 34/32-33, Sad 38/59-60.

[39] İbn Kesir, Tefsir’ul-Kur’ân’il Azîm.

[40] Sad 38/63-64.

[41] Araf 7/44-49.

[42] Sad 38/61.

[43] Ahzap 33/67-68.

[44] Fussilet 41/29.

[45] Enam 6/130; Nahl 16/84-86; Zümer 39/71-72; Mülk 67/7-9.

[46] Rad 13/5; İbrahim 14/49; Hac 22/21; Mümin 40/70. İnsan 76/4.

[47] Furkan 25/12-13.

[48] İnşikak 84/10-12.

[49] İnsanlar melekleri görmeseler de çok güzel budukları suretleri onlara benzettikleri gibi çok çirkin buldukları şeyleri de şeytana teşbih ederler. Burada da zakkum meyvelerinin en çirkin bir surette hayal edilmesi kastıyla insanların zihinlerine bir tür gönderme yapılmıştır.

[50] Duhan 44/43-47.

[51] Ğaşiye 88/6-7.

[52] Vakıa 56/51-55.

[53] Hakka 69/36; Nebe 78/24-25; Ğaşiye 88/4-5.

[54] Kehf 18/29; Saffet 37/62-68.

[55] Hac 22/19-22; Secde 32/20; Mümin 40/70.

[56] Enbiya 21/100.

[57] İbrahim 14/16-17.

[58] Fatır 35/36.

[59] Taha 20/74; Ala 87/13.

[60] Kehf 18/22; Zümer 39/16.

[61] Vakıa 56/42-43.

[62] Mürselat 77/30-33.

[63] İbrahim 14/50; Hac 22/19.

[64] Araf 7/41.

[65] Ankebut 29/55.

[66] Şuara 26/95-96.

[67] Zümer 39/24.

[68] Müminün 23/104.

[69] İsra 17/97.

[70] Zuhruf 43/75-78.

[71] Mümin 40/47-49.

[72] Furkan 25/22.

[73] Furkan 25/15.

[74] Fussilet 41/40.

[75] Muhammed 47/15.

[76] Saffet 37/62.

[77] İsra 17/107; Kehf 18/29; Nebe 78/39.