Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Kadın ve Erkeğin Aile içindeki Hak ve Sorumlulukları

Abdullah b Ömer (ra)’den naklen bir hadiste Peygamber Efendimiz(S) şöyle buyurmuşlardır: ” Herbirerleriniz çoban ve herbirerleriniz sorumludur. İmâm bir çobandır ve o da sorumludur. Erkek, kendi aile fertleri üzerinde bir çobandır, o da bunlardan sorumludur. Kadın da kocasının evi üzerinde bir çobandır, o da eli altındakilerden sorumludur. Köle de efendisinin malı üzerinde bir çobandır, o da sorumludur. Dikkat edin! Herbirerleriniz çoban ve herbirerleriniz sorumlusunuz” (Buharî, Nikah, 82 )

Bu rivayetteki imam yani bir devlet başkanının çobanlığı yine aynı rivayette kölenin de efendisinin malı üzerindeki çobanlığı ifadesiyle, devlet başkanlarının halkı üzerindeki reisliği ve kölenin de efendisinin malı üzerindeki gözeticiliğine vurgu yapılmıştır.

Bu rivayette bu vurgunun bir başka yansıması olarak da, erkeğin kendi aile fertleri üzerindeki çobanlığı yani verilmek istenen anlam itibariyle koruyup kollayıcılığını, kadının ise aile üyeleri üzerindeki çobanlığını yani sorumluluğunu görmekteyiz.

Rivayet, kadını; kocasının rıza gösterdiği çerçevede evi çekip çeviren, evinin mutfak vs. harcamalarını döndüren, eve misafir kabul eden, çocuklarının yetişmesi ve eğitimi için gereken sorumlulukları üstlenen bir konumda addetmektedir. Ve ona bu sorumluluğu, idaresi altındakilerden sorumlu olan bir çoban vasfıyla yüklemektedir.[1]

Erkek ise, en ilkel toplumdan en modern topluma kadar genel kabul görüşler ve pratikler çerçevesinde evin reisidir ve evin maddi bakımdan geçimini temin etme yükümlülüğüne birinci derecede sahip bir ferttir.

Ancak, bu rivayette çobanlık vasfıyla dikkat çeken başka bir nokta da reislik görevinin bu reisliğin uzantısı olan sorumluluk duygusuyla bir arada ifade edilmiş olması ve her bir çobanın güdümü altındakilerden sorumlu olduğu uyarısının yapılıyor olmasıdır.[2]

Hiç şüphesiz ki her hakkın bir sorumluluk neticesinde doğduğunu göz önünde bulunduracak olursak aile içindeki sorumlulukların da karı koca arasında birtakım haklar doğurduğunu çok rahatlıkla söyleyebilmeliyiz.[3]

Genelde araştırma ve yazılarda erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarına vurgu yapılıyor olduğundan biz tersi bir uygulama ile konumuzu daha çok, kadınların eşleri üzerindeki haklarını örneklendiren rivayetler üzerinden açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. Mesela rivayetlerden biri Abdullah İbn Amr İbni’l-Âs(R)’a aittir. Ve rivayete göre bu şahsiyet sürekli oruç tutan, nafile namaz kılmak üzere geceleri uyanık kalan ve hanımından da uzak duran biridir. İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz(S), açlıkla güçsüz hale getirilen bedenin, uykusuzlukla yorgun bırakılan gözlerin kişi üzerinde var olan hakkı kadar, kendisinden ayrı bırakılıp ilgisizliğe terkedilmiş kadının da kocası üzerinde hakkı olduğunu çok açık ve vecîz bir şekilde ifade etmiştir.[4]

Tabiri câizse bir açıdan, kadının nazlanma hakkı, eşinin de onu kırmama sorumluluğu olarak değerlendirebileceğimiz ve aynı zamanda eşler arasındaki güzel geçinmeye örnek teşkil edebilecek başka bir rivayet de yine Peygamber Efendimiz(S)’in hayatında yer almaktadır: Küçük yaşta evlenen Âişe (R.anha) validemizin isteği üzerine bir bayram günü Rasulullah(S)’la beraber Âişe validemiz, Habeşli siyahîlerin harbeleri ile sergiledikleri oyunu izlemeye gitmişlerdir; fakat oyunu ilk isteyen olmasına rağmen seyri ilk terk etmeyi düşünen de yine Hz. Âişe validemizin kendisi olmuştur. [5]

Bazen de hak ve vazifeler yerine getirilse dahi erkeğin ya da kadının karakteristik yapısıyla ilgili birtakım geçimsizlikler baş gösterebilmektedir. Eşler arasındaki hem güzel muamelelerin hem de geçimsizliklerin örneklerini bir arada toplayan rivayetlerden birisi de şöyledir: Bir gün 11 kadın ortak bir mekânda toplanır ve birbirlerine karşı kocalarının karakterleri ve eşlerin ev içlerindeki tutumlarından bahsetmeye başlarlar:

Bu 11 kadından 1.si kocasının kötü huylu, kibir ve gurur sahibi olduğundan, eşinin hayatından aile fertlerinin hiçbir şekilde faydalanamadığından yakınır. 2.si kocasının iyi huylarını ortaya sayıp dökemeyecek kadar az sayıda olup buna mukabil eşinin sayılamayacak derecede çok kötü huya sahip olduğundan, 3.sü kusurlarını kocasına söylediğinde kendisini boşadığından, hiçbir şey söylemeyip sustuğunda ise kocasının sebepsiz olarak kendisiyle hiç bir yakınlık kurmadığından şikâyet eder.

4.kadın ise kocasının ne sıcak ne de soğuk davranıp mutedil bir tavır sergilediğinden bahseder ve ondan şikâyetçi olmaz. 5.kadın hakeza kocasının ev ihtiyaçlarını karşıladığını, eşinin, yapmış olduğu harcamaların sorgulamasını yapmadığını, kocasının yanından ayrılmayarak ona gereken ilgiyi gösterdiğinden duyduğu memnuniyetini dile getirir.

6.kadına gelince o, kocasının oburluğundan, ilgisizliğinden, derdiyle dertlenmediğinden şikâyet eder; 7. kadın eşinin kendi kusuru sebebiyle tüm dertlerin sahibi olarak kadını gördüğünü ve üstelik kendisine fiziksel işkence yaptığını dile getirerek kocasından hoşnutsuzluğunu ortaya koyar.

8.kadın da kocasının fiziksel temizliğini ve ondan fiziksel hoşnutluğunu; 9. Kadın evinin güzelliğini, kocasının uzun boyluluğunu, misafirperverliğini ve evinin misafir kabul etmeye imkân verecek ölçüde merkezi olduğunu metheder. 10.kadın kocasının, bir insanın aklından geçirebileceği her türlü iyiliğe sahip olduğundan, oldukça misafirperver ve misafirlerine karşı hürmetkâr bir yapıya sahipliğinden, misafirlerini eğlendirmek için evinde ud türünden aletlerin çalındığından ve misafirlere ikram edilmek maksadıyla boğazlanmak üzere bekletilen develere sahip bulunduğundan bahsederek eşinden hoşnutluğunu dile getirir.

11. kadına gelince bu kişi Ümmü Zer’dir ve bu kadın, kadınların en bahtiyar olanıdır. O, kocasının müsamahasından, ahlakından, eşinin kendisini takılara boğduğundan, maddi imkânlara sahip olan kocasının elinin açıklığından ve kendisine refah dolu bir hayat sunulduğundan, isteklerinin reddedilmeyip yerine getirildiğinden, kocası tarafından keyfine hiç dokunulmadığından, sabaha kadar uykusunun hiç bölünmediğinden bahseder. Hz Aişe (R.anha) de ailenin fertlerini birer birer anlatır. O, Ebu Zer’in annesinin maddi olanaklarının oldukça geniş olduğunu; oğlunun zarif, düzgün bir fiziğe sahip bulunduğunu ve obur olmadığını; kızının terbiyeli, anne babaya itaatkâr, dikkatleri üzerine çekecek kadar güzel ve iffetli olduğunu; cariyesinin aile sırlarını ifşâ etmeyecek kadar sırdaş ve sadakat sahibi olduğunu, tutumlu, temiz, namuslu olduğunu dile getirir.

Ümmü Zer, kocası Ebu Zer’in kendisinden ayrılıp başka bir kadınla evlendiğini, bunun üzerine kendisinin de başka bir erkekle hayatını birleştirdiğini, bu kocasının da yeme içme, akrabaya ihsan etme hususunda hiçbir şeyi esirgemediğini ancak Ebu Zer’in yerini hiçbir şekilde tutamadığını dile getirmiştir. Rasulullah(S) da Aişe’ye olan duygularını ifade etmek için: Ya Âişe! Ben sana Ebu Zer’in Ümmü Zer’e nisbeti gibiyim…der.[6] Başka bir rivayette de Aişe(R.anha)’nin “Hatta sen bana Ebû Zer’den daha hayırlısın!” ziyadesi yer alır.[7]

Burada görüldüğü üzere gerek Peygamber Efendimiz(S)’in Hz.Âişe’ye karşı, gerekse 11 kadından bazı erkeklerin hanımlarına karşı yapmış oldukları muameleler aile ile iyi geçinmenin gerekliliğinin ve erkeğin eşine karşı yerine getirmesi gereken sorumluluğunun en açık göstergeleridir.

 


[1] Buhârî, Nikâh 91,h.no:130

[2] Buhârî, Nikâh 82,h.no:118

[3] Sofuoğlu, Mehmet, Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, ötüken, ist,1988, c.11, s.5285(dipnot)

[4] Buhârî, Nikâh 90,h.no:129

[5] Buhârî, Nikâh 83,h.no:120

[6] Buhârî, Nikâh 83,h.no:119

[7] Sofuoğlu, Mehmet, Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, ötüken, ist,1988, c.11, 5271

Related Posts :