Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

İlim Hizmet Araştırma Derneği

Geçtiğimiz Cuma akşamı üniversiteli gençlerle birlikteydim.
Akademisyenler de vardı gecede, anneler, babalar da… Ve benim gençlik
günlerimden beri vicdanlarına hep güvendiğim, iyiliksever güzel insanlar;
gönüllüler…
Kısaca “İHAM” diyorlar adına: İlim, Hizmet ve Araştırma Merkezi.
Başkanlığını televizyonlardan yakınen tanıdığınız saygıdeğer bir ilim adamı
yapıyor: Doç. Dr. Mustafa Karataş. Karataş Hoca İstanbul İlahiyat
Fakültesi öğretim üyelerinden, biz onu halka açık, duru ve dingin ilmi
yüzüyle biliyoruz. Akademi ile hayatın bir araya, yan yana gelmezmiş gibi
gözüken sert duvarlarını aşmayı başarmış nadir din adamlarından…

Aslında bizim medeniyet bilgimizde “din adamı” diye bir tabir yoktur, zira
her Müslüman din kişisidir zaten. Din, hayatın kenarında değil, içinde ve
her anına yaygın bir kültür olduğu için hak ve yükümlülükleri aktif olarak
yaşama hal’idir… Batının seküler serüveninden sonra icat edilmiş bir
deyimdir “din adamı”… İnsanları toplumsal ihtisas kreasyonuna göre
dizayn edip kategoriler halinde sınıflandıran bir bakıştır bu hiç şüphesiz…
Ama Doğu’larda böyle yürümez bu işler… Yani elbette bizim de din
alanında mütehassis hocalarımız, ilim insanlarımız vardır elbette, ama
hayat, din ile can bulan bir kültürel atmosfer olduğundan, herkesin en

azından gündelik hayatını idame ettirecek kadar dini bilgisi vardır…

Ne ki, modern zamanlar, Batı’nın zihinsel yarılması olarak tasvir
edebileceğimiz din/hayat ayrışmasını bize de bulaştırmıştır. Bu bağlamda
din, hayat ve yaşamak gibi anlamlarını giderek kaybederken, özel kişilerin
malumatı halinde bir tür ihtisas bilgisine dönüşmüştür. Kutsal, adım adım
küçülüp uzaklaşırken yaşamın içinden, din ayrı hayat ayrı söylemi, ne
yazık ki tatbikata hakim olmuştur. Tinsel olanı, içe dair olanı, manevi ve
moral dünyamızı bu kadar silikleştirdikten sonra, toplumsal çöküşü,
sosyal krizleri, atomize hale gelmiş insan yalnızlığını çözebilecek çok da
şey kalmamıştır ellerimizde…

Bu noktada gayesini; “gerçek ve doğru İslâm’ın öğretilmesi, dini bilginin
doğru yorumlanması ve halkın aydınlatılması konusunda ehliyetli;
Müslümanların ve insanlığın sorunlarına vakıf, geçmişine bağlı, günü iyi
tahlil eden ve geleceğe hazır ilim adamlarını yetiştirmek” şeklinde
belirleyen İlim, Hizmet ve Araştırma Merkezi’nin varlığını çok
önemsediğimi ifade etmeliyim. Her şeyden önce, günümüzün hayati
sorunlarını ıskalamayan aktüel bir işten ve bu konuda ehliyetten,
araştırmadan ve kendini geliştirmeden bahsediyor Merkez… İlahiyat
öğrencilerine takviye dersler, kurslar, seminerler veriyor. Barınacak yurt,
sıcak bir çatı oluyor. Bu çocuklar hepimizin elbette ve hepimizin yarınlarını
aydınlatacaklar…

Yolda gelip giderken ve oturum sonrasında hepsinin merak ve zeka
fışkıran gözlerine tek tek baktım. Her biri, içinden yetiştiği topluma
hizmet vermek yarışında şimdiden… Arapça ve İngilizce’yi iyi derecede
okuyup anlıyorlar, içlerinde şimdiden akademik hayata niyetlenenler var,
büyük bir kısmı öğretmen ve din görevlisi olacak… 28 Şubat 1997’den
sonra yaşadığımız alan ve puan sınırlaması yüzünden, ilahiyat
fakültelerinin puanları çok yükseldi, en kalifiye yetenekte ve ancak üstün
başarılı çocukların gidebildiği okullar haline dönüştü İlahiyatlar… İronik
bir şekilde 28 Şubat, ilahiyatların zihinsel profilini yükseltti. İnşallah
önümüzdeki dönemlerde ilahiyat manasında Türkiye’yi bir ciddi bir atılım
kucaklayacak diye düşünmek spekülasyon veya temenni olmaktan çıkmış
durumda…

Mustafa Karataş’ın programlarına sorularıyla katılan kişileri çok
önemsiyorum. Halka dair çok da hesaba katılmayan “vicdan”, “hak
bilinci”, “ruhi iç hesaplaşma” gibi üstü örtülü ve hakkında pek de kafa
yorulmayan hadiselerin haritası, hocaya sorulan bu suallerde gizli… Ve
dine dair bize yaşatılan tüm olumsuzluklara, dezenformasyonlara, anti
demokratik basınçlara, dinin tezyif edilmesi şeklindeki yaygın politikalara
ve üretilmiş medyatik negatif şablonlara rağmen… Halkımız, kalbinde
taşıdığı vicdani iç hesaplaşmaları ve doğruluğa, hakkaniyete yönelik
arayışları, Karataş Hoca’ya içtenlikle açıklıyor… Helal ve haram bilgisi
bizler için hâlâ sıcaklığını koruyan bir problematik… Din, sadece
mezarlıklarda ve ölümler anında düşünülen bir seremoni değil, hâlâ
hayatın nabzında atan bir önemi haiz… Mustafa Karataş, televizyonların
etkin yüzeyselliği içinden, gerçeğe ve hakikate dair bir duru çağrı gibi,
karanlık okyanusta kıyılarını döven hırçın dalgalara inat, sabırla ışık veren
bir fener gibi, tane tane cümleleriyle davete devam ediyor…

Ve öğrencilerin yanındaki güzel gönüllü insanlar… Onlar hayatımızın
sessiz kahramanları. Haydi gençler ‘ilahiyat’a. Haydi hepimiz, İHAM’a…