Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Hz. Peygamber Döneminde Eğitim ve Öğretim

“Rabbim! Benim ilmimi artır[1]” diye dua etmesi istenilen Hz. Peygamber (sas) ilme, eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir. Nitekim tarihin, izahı zor hâdiselerinden biri olarak kabul edilen, İslâm’ın başlangıçta gösterdiği süratli inkişâfını, büyük çapta Hz. Peygamber (sas)‘in ilme, terbiyeye ve eğitim öğretim müesseselerine verdiği önemde aramak gerekmektedir[2].

Hz Peygamber (sas) insanlığın eğitim ve öğretimi sorumluluğunu yüklenmiş ve bunu, “Allah, beni bir muallim (öğretici / öğretmen) olarak gönderdi[3].” hadisiyle de dile getirmiştir.

Hz. Peygamber (sas)’ in ilk hitap ettiği çevre, çöl hayatını / kültürünü yaşayan cahiliyye Araplarından oluşmaktadır. Dolayısıyla çöl hayatı neyi gerektiriyorsa onu bilen Araplar içersinde ilim ve felsefe ile ilgisi olanlar hemen hemen hiç görülmemektedir. Yıldızlara bakarak yol bulma, iz bulma, kişinin dış görünüşünden karakterini belirleme, hava şartlarını tahmin etme, nesep ilmi, savaş ve savaş malzemeleri bilgisi gibi basit, pratik ve nesilden nesile aktarılan, hafızaya dayalı bilgilere sahiplerdir. Bilginin öğretildiği ne bir okul ne bir sistem ne de yazılı herhangi bir metin yoktur[4]. İslâm dininin ortaya çıktığı dönemde Kureyş’ ten okuma yazma bilenlerin sayısının on yedi olduğu da rivayet edilmektedir. Mekkeliler’ den ilk okuma – yazmayı öğrenenlerin Süfyan b. Ümeyye ile Ebu Kays b. Abd Menaf oldukları; bunların hocalarının da Hire’ de bu sanatı öğrenmiş olan Hıristiyan Bişr b. Abdülmelik olduğu bildirilmektedir[5].

Böyle bir ortamda Hz. Peygamber (sas), Sahâbe-i Kirâm’a yazı öğretmeye şiddetli arzu duymuş; okuma-yazmayı bilip de kendisi için kurtuluş fidyesi vermeye gücü olmayan Bedir Gazvesi esirlerinden her birine, on Müslüman çocuğa okuma- yazma öğretmek şartını koymuştur[6].

Mus’ab b. Umeyr (ra)’i Medine’ye yollamış; onlara Kur’an okumasını, İslâm dinini öğretmesini emretmiştir. Mus’ab da, Medine’de Esad b. Zurâre’ nin evini bir okul haline getirmiş[7] ve bir yıl içersinde yetmişin üzerinde Medineli’nin İslâm’a girmesine vesile olmuştur[8].

Hz. Peygamber (sas), Zeyd b. Sabit (ra)’e de Yahudi dilini okuyup yazmayı öğrenmesini emretmiştir[9].

Mekke’ nin fethinden sonra Huneyn’ e giderken Mekke emîri olarak ‘Attâb b. Esîd b. Ebi’l-Îs (ö.13 / 634)’i görevlendirmiş, yanında da Mekke halkına Kur’an-ı Kerîm ve fıkıh öğretmesi için Mu’âz b. Cebel (ö.18 / 639)’i bırakmıştır[10].

Müslümanların nazarını “İlim Çin’de de olsa alınız” diyerek devlet sınırları dışına çevirmiştir[11].

Ebu Zer (ra)’e, “Ya Ebâ Zer! Sabahleyin erkence davranıp Allah’ın Kitabından bir ayet öğrenmen, senin için yüz rekât namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Kezâ yine erkence davranıp ilimden bir bölüm öğrenmen ise senin için bin rekat namaz kılmaktan daha ecirlidir[12].” buyurarak ilmin her türlüsünden istifade edilmesini de vurgulamıştır.

Hz. Peygamber (sas)’in ilme, eğitim ve öğretime teşvik eden birçok hadisi, hadis kitaplarında hususî bir bölüm oluşturacak kadar fazladır. Bunlardan birkaçını zikrederek konunun önemini anlatmaya çalışacağız:

Ebu Ümâme (ra) anlatıyor: “Resulullah (sas)’a biri âbid diğeri âlim iki kişiden bahsedilmişti. “Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir” buyurdu[13].”

Ebu’d-Derda (ra) anlatıyor: “Resûlullah (sas)’ın şöyle dediğini işittim: “Kim bir ilim öğrenmek için bir yola sülûk ederse Allah onu cennete giden yollardan birine dâhil etmiş demektir. Melekler, ilim talibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib elde etmiştir[14].”

Humeyd b. Abdirrahmân anlatıyor: “Hz. Muâviye (ra)’ yi işittim demişti ki: “Resulullah (sas)’ın şöyle söylediğini işittim: “Allah kimin için hayır murad ederse onu dinde fakih kılar[15].”

Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Resulullah (sas) buyurdular ki: “İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır[16].”

Yine Tirmizî’nin Sahbere (ra)’ den kaydına göre, Resulullah (sas): “Kim ilim taleb ederse, bu işi, geçmişteki günahlarına kefaret olur” buyurmuştur[17].”

İmam Serahsî şöyle diyor: “Allah-u Teâlâ’ ya imandan sonra en kuvvetli farz, ilmin taleb edilmesidir. Nitekim Rasulullah (sas) şöyle buyuruyor: “İlim taleb etmek, her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.” İlim nübüvvetin mirasıdır. Peygamberler ilmi miras bırakmışlardır[18].”

 

 

 


[1] Kur’an-ı Kerim, Taha Sûresi (20), 114 (Kur’an- Kerîm meâli, Elmalılı Hamdi Yazır, sadeleştiren: Rahmi Tura).

[2] Dr. Mehmet Tütüncü, Türk – İslâm Eğitimcisi Zernûcî, Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yay., İzmir, 1991.

[3] İbn-i Mace, Sünen, Mukaddime, n: 229.

[4] Dr. Mücteba Uğur, Hicri I. Asırda İslâm Toplumu, Çağrı Yay., İstanbul, 1980, s: 137 – 138.

[5] Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yay., 1986, c: 14, s: 72.

[6] Prof. Dr. İbrahim Hasan, Siyasî – Dini – Kültürel – Sosyal İslâm Tarihi, Kayıhan Yay., 1985, c: 2, s: 207.

[7] Dr. Mücteba Uğur, Hicri I. Asırda İslâm Toplumu, Çağrı Yay., İstanbul, 1980, s: 138.

[8] Prof. Dr. M. Zeki Duman, Nüzulundan Günümüze Kur’an ve Müslümanlar, Fecr Yay., 2. bs., Ankara, 1997, s: 127.

[9] Duman, Zeki, Age.., s: 139.; Dr. Mücteba Uğur, Hicri I. Asırda İslâm Toplumu, Çağrı Yay., İstanbul, 1980, s: 138.

[10] Dr. Nevzat Âşık, Sahabe ve Hadis Rivayeti (Tahammül, Nakil ve Tenkidleri), Akyol Neşriyat, İzmir, 1981, s: 37.

[11] Dr. Sigrid Hunke, Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi, çev: Servet Sezgin, Bedir Yayınevi, 2. baskı, İstanbul, 1960, s: 216.

[12] İbn-i Mâce, es-Sünen, I, 79.

[13] Tirmizî, İlm, 19.

[14] Ebu Dâvud, İlm 1, (3641); Tirmizî, İlm 19, (2683); İbn-i Mâce, Mukaddime 17, (223).

[15] Buhârî, Farzu’l-Humus 7, İlm 13, İ’tîsâm 10; Müslim, İmâret 98, (1038), Zekât 98, 100, (1038); Tirmizî, İlm 1, (2647).

[16] Tirmizî, İlm 2, (2649); İbn-i Mâce, Mukaddime 17, (227).

[17] Tirmizî, İlim 2, (2650).

[18] Fatma Temir, Tarihte Kadın ve Cilbab, İstanbul, 1996, s: 40 – 41.