Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Asrımızın İlim Çınarlarından Ahmet Akın Çığman

        İstanbul gibi ilim muhitlerinde bir ilim talibi için büyük bir kaynak ve büyük bir nimet olan Ahmet Akın Hocamızı İHAM’daki derslerde daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Ders aralarında bizzat kendisinden ve onun rahle-i tedrisinden geçmiş hocalarımızdan dinlediğimiz anıları biz ilim yolcusu adayları için adeta bulunmaz bir mihenk taşı haline geldi. Ahmet hoca indikçe derinleşen bir kuyu misali ilmi ve hâliyle her geçen derste bizi kendine hayran bırakmaya devam ediyor.

             Yeri geldikçe anlattığı ilim yolculuklarını ve bu yolda çektiği sıkıntıları duydukça Ahmet Hocamız sayesinde gerçek bir ilim talebesinin yol haritasını görmek mümkün oluyor. Yoğun dersler arasında anlattıklarıyla ilim talibinin bu uğurda ne tür fedakarlıklar göstermesi gerektiğini anlatan hocamızı tanımak ve tanıdığı halde bilinenleri derli toplu bir arada görmek isteyenler için hocamızla bir söyleşi gerçekleştirdik. En önemlisi ilim yolunda yürümeye çabalayan bizler için bir örnek olsun diyerek ilim aşkının tevazu ile birleştiği günümüzün nadide ilim çınarlarından Ahmet Akın Çığman hocamızın ilmi yolculuğunu ele almaya çalışacağız.

                              ÇOCUKLUĞU AİLESİ VE YAŞADIĞI MUHİT  

            1945 Kayseri-Bünyan doğumlu olan Ahmet Akın Çığman, aile olarak Çankırılı. Ataları Çankırı’nın 800 yıllık yerlisi olup Candaroğulları’ndan geliyor. Babasının anne tarafından dedeleri olan Kasım Bey Fatih Sultan Mehmet’in kız kardeşi ile evlenmiş(her ikisi de Çankırı İmaret Camii avlusunda metfun). Yani saraya damat bir sülaleden geliyor.

            Ahmet hoca hem anne hem baba tarafından köklü bir ilim geleneğine dayanıyor. Babasının babası Ahmet Fuat Bey daru’l-muallim’den, annesi Halide Âtıfet Hanım’ın babası Atıf bey ise Tıbbiyeden mezun. Atalarının çoğu âlim, muallim, müderris, müftü, kâdı. Merhum babası Kenan Çığman ünlü bir doktor ve milletvekili ama aynı zamanda âlim bir şahıs. Demokrat Parti Çankırı milletvekili olarak 1950-57 yılları arasında mecliste bir hayli etkili olmuş, o dönem meclisin merdiven altında namaz kılan -3 DP’li, 1 CHP’li- 4 milletvekilinden biri ve çoğunlukla namazı kıldıran da o. Adnan Menderes’in görüş ve düşüncelerine çok değer verdiği, önemli konularda çok kez fikrini aldığı bir sîma olan Kenan Çığman İsmet İnönü’yü kürsüden indiren adam olarak bilinir.

              Babası Kenan Çığman, dindar kesim için zor geçen o günlerde darvinizm iddialarını çürütmek için çaba sarf etmiş, önemli araştırmalar yapıp kitap haline getirmiştir. İnançlar, Allah Divanında İnsan / Allah’ın varlığının delilleri ve Kaza-Kader-Tevekkül-Ecel başlıca yayımlanan eserlerindendir.

                     Ankara’nın dinden bir hayli uzak Gaziosmanpaşa muhitinde çocukluğunu geçiren Ahmet hocamıza ilim aşkının nasıl başladığını sorduğumuzda bize şunları anlattı:

             -Allah tarafından verilmiş bana bu sevgi, benim yaşadığım muhitte yoktu böyle bir şey. Cenabı Hakk sevgi düşürdü benim gönlüme yani öyle biliyorum.  Böyle şeyleri sevdim hep. 8-10 yaşlarımdayken babam bizi deniz kenarına götürürdü. Herkes sahildeyken ben derviş bir bıçakçı vardı ona giderdim. Bana din anlatırdı ben onun yanında takılırdım. Bu, Cenabı Allah’ın bize lütfetmesidir bunda şüphe yok.

               Daha ilkokul 4.sınıfta iken Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın, Büyük İslam ilmihalini okur bitirir. Kuran okumayı erken yaşlarda öğrenir, camilerde ezan okur, müezzinlik yapar. Dinini ve dini ilimleri öğrenme konusunda azim gösterir.

               İlk olarak Ankara İmam-Hatip Lisesine başlar ancak bu dönemde hocalar sistemin kafa yapısına uygun din adamlarının çıkması için özel olarak seçilmiş olup öğrencileri olumsuz yönde etkilemişlerdir. Bunu fark eden Ahmet Hoca durumu babasına anlatır babasının hocalarla görüşmesi ve onlarla yapmış olduğu konuşmalar Ahmet hoca üzerinde hocaların daha çok baskı yapmalarına hatta ona tokat atmalarına sebep olur. Aradığı şeyin burada olmadığını anlayan Ahmet Akın okuldan ayrılır. İmam- Hatip hayatının bitmesi yepyeni başlangıçlar yapmasına; Konya, Siirt, Tillo, Van, Medine, Şam gibi ilim yuvalarının kapılarını aralar…

                              İLİM YOLCULUĞU

        Çocukluğunda namaz kılmak için gittiği Hacı Bayram Camiinde Konya merkez vaizi Abdurrahman Öksüz ile tanışır ve vakit kaybetmeden Konya’ya gider. Nuraniye Kur’an Kursu’nda eğitimi çok verimli geçen Ahmet hocamız Emsile, Bina, Maksud, İzzi, Avamil, İzhar derslerini tamamlar. Bu sıralarda “imanımın temelini attı” dediği Risale-i Nûrları Osmanlıca aslıyla yazarak çoğaltmayı meslek edinen Hüsrev Abi ekibiyle tanışır. Onun sayesinde hattını bir hayli ilerletir, rikka yazmada usta hale gelir.

         IMG_9349   Askerliğinden sonra Ankara’da medrese icazetli bir hoca olan Cemal Öğüt’ten bir süre, Bitlisli Tahir Silahtaroğlu hocadan da 4 yıl ders alır. Cemal hoca ile Arapça bilgisini tazeler gramerini ilerletir. Nuru’l İzah’ı okur. Şeyh Halit Efendi’den icazetli Tahir hocanın şark usulü rahle-i tedrisinde ise Avamil şerhi Tuhfe’yi, Şerh-i Muğni’yi, Hâl’i, Nuru’l Ebsar’ı okur. O yıllar da bazı imamlara, hocalara Arapça okutmaya ve Ulus’ta bir camide cuma vaazları vermeye başlamıştır. 1968’de 23 yaşındayken Mehmet Zahid Kotku hoca efendiden tarikat dersleri almaya başlar.

             Ankara’daki bu eğitiminden sonra Ahmet hoca yeni ders arayışlarına girer. Şark medreselerinin, özellikle Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Hâvil köyünde bulunan büyük fıkıh âlimi Molla Muhiddin’in methini çokça işiten Ahmet hoca gecikmeden kararını verir ve kar kış demeden yollara düşer. 1972’nin Aralık ayında trenle önce Kurtalan’a, oradan Baykan’a ve yolu dahi olmayan Havil’e ulaşır. Çetin kış şartlarını “çoğu zaman abdest aldığımda sakalımda ki suların buz tuttuğu olurdu” diyerek özetliyor. Yaşlı Molla Muhiddin’den, Sadullah-ı Gevra’nın 550 sayfalık Zemahşeri’nin/Enmuzec şerhini okur. Oradan da Batman’a geçerek Tillolu Yusuf Hoca’dan Şâfi ve Hanefi fıkhını, Riyazu’s- salihîni ve Celâleyn’i okur. Ardından Tillo’ya gidip arap asıllı büyük âlim Molla Burhan’ın dizinin dibine oturur, ondan da Suyûti’nin Elfiye Şerhi’ni okur. Daha sonra Van’ın Gevaş ilçesinin Pişvak köyünde medrese usulü ders vermekte olan Hasan Canbay Hoca’nın talebesi olur. Hanefi fıkhına ilaveten Molla Cami‘yi, Katru’n- Nedâ‘yı, Pend-i Attâr‘ı (farsça) ondan okur. Ve şark medreselerinden icazet alır.

            Ahmet Hoca şarktaki oldukça verimli geçen tedrisatın ardından rotasını Medine’ye kutsal topraklara yöneltir. Kutlu topraklarda bir kutlu ilim yolculuğu başlar. Türkiye’den oraya yerleşen ve ömrü kitap okumakla geçen (yirmi bin kitap okumuş) büyük âlim Mustafa Necati Erzurumî ile tanışır; hem ondan usul-i fıkıh öğrenir, hem de üniversite öğrencilerine ders okutur. Sonra onun tavsiyesi ile Şam‘a gider; Furkan Medresesi’ne üçüncü sınıftan başlar. Ancak bu medrese biraz hafif gelir; bunun üzerine daha kaliteli tedrisat yapan Fethu’l-İslam Medresesi’ne dördüncü sınıftan kaydolur. Şam’da dört yıl kalır. Burada “en çok etkilendiğim hocamdır” dediği Şeyh Nazım el- Abbasi ile tanışır. İleride de derslerinde sıklıkla anlattığı hocasından, büyük bir sevgi ve hayranlıkla bahseder. O dönemde, Hanefi fıkhının büyük üstatlarından Abdürrezzek Halebi’nin Emeviye Camii’ndeki ders halkasına dâhil olur. Ayrıca Ömeriye Camii’nde vekil imamlık yapar bunun yanı sıra Türk öğrencilere ders verir.

              Şam yıllarında hacca giderken Suriye’den geçen ve Emeviye Camii’ni ziyaret eden Türk hacılara namaz kıldırıp vaaz eden Hanefi üstadı Abdürrezzak Halebi’nin konuşmalarını Türkçe’ye tercüme etmektedir. İlmi derinliği ve hitabet gücüyle herkesin dikkatin çekmekte gecikmemiştir. Hac organizasyonu yapan Avrupa Milli Görüş Teşkilatı Ahmet Hoca’yı Almanya’ya davet eder; Ahmet Hoca Mainz’de bir yıl kadar kalır ve gurbetçi kardeşlerimize irşad görevini yerine getirip Türkiye’ye döner. Hocamızın herhangi bir resmi diploması olmadığı için Bostancı’da Yüksek İslam Enstitüsü öğrencilerine dersler vermeye başlar. Sonraları ise Medine’den davet alıp; Osmanlı’dan kalma Beşir Ağa Medresesi’nde merhum Ali Ulvi Kurucu hoca efendinin müzahereti ile müderrislik yapacak; Hanefi fıkhı, İbni Akîl, Meraku’l- Felah ve Mülteka okutacaktır… Daha sonra da merhum Mahmut Esad Coşan Hocaefendi’nin kurduğu İslami İlimler Araştırma Enstitüsüne hoca olarak davet edilip Hadis Enstitüsü’nde 8 yıl ders verecektir. 2005 yılından beri kuruculuğunu ve onursal başkanlığını Mustafa Karataş hocanın yaptığı İHAM’da İlahiyat Fakültesi öğrencilerine dersler vermektedir.

KENAN EVREN’LE BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMASI

Yıl 1986 olduğunda dersler vermeye, üniversite öğrencileriyle yakından ilgilenmeye devam ederken Türkiye’yi derinden etkileyen 12 Eylül askeri darbesi, siyasi ve sosyal olarak etkilerini ciddi bir biçimde hissettiriyordu.

Askeri darbeyi yapan Kenan Evren il il gezerek toplumun İslami değerlerine de darbe vurmaya çalışıyor her gittiği yerde mitingler yaparak Kur’an’da başörtüsü emri bulunmadığını iddia etmektedir.

IMG_9313Ahmet Hoca Yıldız Camii’nde verdiği bir vaazında bu söylemlere ilişkin şunları söylemektedir: “Başörtüsü Kur’an’ın apaçık bir emridir. Siz başörtüsü emri İslam’da yoktur diyenlere sakın inanmayın; başbakan da olsa, reis-i cumhur da olsa, babası hoca da olsa…” mealinde bir konuşma yapar. Ertesi gün, ‘’Evren’in Çabaları’’ başlığı altında bu mitingleri değerlendiren Hürriyet yazarı Nehar Tülek, ‘’Evren bunları yaparken, İstanbul’un göbeğinde bir hoca onu eleştirebiliyor’’  diyerek Ahmet Hoca’yı hedef gösterir. Kenan Evren İstanbul’a dönüş yaptığında ‘’Bu hocayı bulun onunla bu konuyu tartışacağım.’’ emrini vermiştir Vali Nevzat Ayaz’a. Herkesi bir telaştır alır. Durumu öğrenen Ahmet Hoca vilayete giderek Ayaz’la görüşür. Vali bey tedirgindir.

Nihayet beklenen görüşme saati gelir çatar. Ahmet Akın Çığman Hoca Efendi önce Evren’in albay yaveriyle görüşür ve ilahiyat mezunu olduğunu söyleyerek kendince hocanın bilgisini tartma cüretkârlığını gösterir. Ardından Evren’in huzuruna alınır Ahmet hoca, Evren daha onu görür görmez” hoca sen neler dedin bakalım” diyerek hemen söze başlar. Hocamız yanına diyanet meali alır ama…  Kur’an’dan başörtüsü ayetlerini (nur30-31/ve ahzab/32-33) Arapçası ve Türkçe mealiyle okur. Daha sonra da fıkhî delilleri sıralar. Evren kendince dersine iyi çalışmış, bir hayli hazırlık yapmış ve önüne dosyalar yığmıştır. Aklınca Ahmet hocayı köşeye sıkıştırıp başörtüsü konusunda onu ikna edecektir. Bir ara konuyu “zihar” meselesine bile getirir, ama kavramı hatırlayamaz. Hocaefendi ”zihardan mı söz ediyorsunuz” deyince, “hah işte o “der… Ahmet akın hocanın tüm soruları vukufiyetle eğip bükmeden cevaplaması Evren’i şaşırtır. Ahmet hoca görüşme öncüsünde “Ya rabbi bana hakkı söylet ve bana yardım et” diye dua etmiştir. Tartışma uzadıkça Evren işi yokuşa sürer bunun üzerine Ahmet Hoca “Hakkında nas olan meselelerde içtihada cevaz yoktur” mealinde mecelle kaidesini söyler. Hakkı söyleme konusunda her zaman  son derece cesaret sahibi Ahmet hoca ses tonunu yükselterek “ Bakın eğer Allah’ın ayetlerini inkar ederseniz kâfir olursunuz !!!” der. Bu beklenmeyen çıkış odada buz gibi bir hava estirir. Herkes bir anda donakalmıştır. Evren’in huzurunda kalakalan Nevzat Ayaz eliyle Ahmet Hocaya susmasını işaret eder. Kenan Evren de bu ani ve sert ikaz karşısında ne yapacağını şaşırmıştır. Ülkenin kaderini tek başına değiştirmiş birinin alın şu adamı götürün demesi beklenirken birkaç kelam daha eder, Ahmet hocanın ilmi birikimini sorar ve saygılı bir şekilde onu uğurlar.

Ahmet akın hocamızın hakkı Allah’a sığınarak eğip bükmeden cesaretle haykırması sonucunda gördüğü saygı ile son yılların işine geldiği gibi fetva veren sistem yalakası bazı hocalarının içine düştüğü zavallı durumun mukayese edilmesi, biz geleceğin hocaları ve yeni nesiller için öğretici olacaktır.

YUNANİSTAN’DA TEBLİĞ VE TESLİMİYET

Yine 1968’de dersler okutup, vaazlar ettiği sıralarda Hocamızın Müslümanların içini coşturan sohbetlerinden birine tanıklık edip yanlarına çağıran Yunan müftü yardımcısının taleplerini ve Yunanistan’da başından geçen olayları hocamızdan dinliyoruz.

“ Yunanistan müftü yardımcısının da bulunduğu Berat Gecesinde İskenderpaşa Camiin’de yaptığım konuşma esnasında beni dinlemişler. Ramazan’da Yunanistan’da vaaz etmeye davet ettiler. Ramazan’da da ders olmayınca tamam dedim, gelirim. Müftülük davetiye gönderdi. Ramazan’ın ilk gününden Bayram’ın ikinci gününe kadar orada vaaz verdim. Bayram namazını da ben kıldırdım. Orada kaldığım süre içinde günde üç kez vaaz verdim. Kırali Camiinde bir saat, Merkez Camiinde ve teravihlerden sonra ise Türk köylerine götürdüler beni vaaz etmem için. Buralarda verdiğim vaazlar rahatsız etmiş olacak ki konsolosluktan çağırdılar. Herkes bana itibar ediyor ya..  Ben de resmi kağıt gelmeden gelmem dedim. Resmi belgeyi alınca gittim. Konsolos bana sen Yunan a’mâline hizmet ediyorsun dedi. Ben din, hadis, Kur’an anlatırken nasıl onlara hizmet ediyorum, dedim. Ben orasını bilmem dedi.  Ben de ilk başta yumuşak yüzümü gösterdim tabi bilmiyor benim nasıl biri olduğumu. İyi, peki ne yapıyım ben dedim. Yunanistan’dan git, dedi. Ben buraya kendim geldim imkanlarımla geldim dedim. Sana da ceza olsun, kendin git geldiğin gibi dedi. Peki gitmesem ne yaparsın dedim. Gitmezsen hakkında rapor tutarım dedi. Ver şu pasaportumu, ne yapacaksan yap şimdi bende seni sürdüreceğim buradan dedim. İçimden geldi söyledim sürdürüm diye. Adam şaştı kaldı. Dışarıda kâtipler falan var içeri girerken bana alaylı alaylı bakıyorlardı, öylece kalakaldılar. Konsolosun planı beni Türkiye hududlarına girince yakalatmakmış. Türkiye’ye dönmeden önce oranın müftüsü beni yanına çağırdı “Hocam bu adam seni yakalatır.” dedi. Beni Atina’ya gönderip izimi kaybettirmeyi teklif etti. Bende nerden girdiysem oradan çıkarım dedim. Tabi ben döndüm artık hiçbir şey yapamadı, çekinmiş benden. Ben Türkiye’den gitmeye niyet ettiğim zaman dua ettim. “Allah’ım aklıma para pul düşürme! Senin rızan ile konuştur.” Diye. Bana bunları söyleten de Allah. Korkmuş belli ki kendisine bir şey olacak diye.  Hiçbir şey olmadan geldim, geçtim sınırdan. Tabi ben döndükten sonra bu olay yayılmış iki ay olduktan sonra 7 yıldır orada duran adamın görevini Ankara’ya aldılar. Orada da Ahmet hoca sürdürdü diye konuşulmuş. Benim böyle davranışım orada ki Müslümanlara da örnek oldu, cesaretlendiler konsolosluğa karşı.”

Ders aralarında hocamızdan nasihat istediğimizde bize “Peygamber vermiş nasihatı, her çağda ihlâslı olacağız, Allaha, Allahın dinine hizmet edeceğiz, takva ehli olacağız, ilmimizle amel edip başka insanlara da aktaracağız. Kendimiz yaşayarak örnek olacağız, fazla söze gerek yok. Eski hocalar hutbeyi irad ederdi ardından da şöyle derdi “söylemek de kolay dinlemek de… İş, mucibi muktedasıyla amel etmektedir.” Diyerek nasihat eder. İşte kitaplarda okuduğumuz, hocalardan dinlediğimiz “gönül erleri, hak yolcuları” maziye hapsolmadı elhamdülillah. Ahmet hocamız onların yaşayan bir timsali. Ahmet hoca deyince tevazuunun bir insanı ne kadar da yükselttiğini, hakkı söylemede cesaretin insanı nasıl da koruduğunu, Allah’a dayanınca, işleri onu bırakıp tevekkül edince nasılda yolların açılıp en zalimin bile dize geldiğini görüyoruz. Ahmet hocamız derslerinde hep şöyle vurgular “Biz hocalarımızdan sadece ilim almadık onlardan hâl aldık, hâl!!!”. Günümüzde ne yazık ki böyle değil. Sadece bilgi sahibi olmak kitaplar bitirmek yetmiyor. Nasıl ki müellifin yazdığı hisler oranında etkileniyor okuyucu, hocanın yaşayışı ahlakı oranında da ahlak sahibi oluyor öğrenci. Her şeyden önemlisi dersinden feyz alıyor, yaşamak ve yaşatmak için mücadele etmiş bir ömür görünce mücadele ruhu ve tebliğ şuuru kazanıyor öğrenci. Böylelikle hiçbir diploma sahibi olunmadan Allah için yola çıkan Ahmet hocamız gibi hakk âşıkları bizlere; Allah’a dayanınca âhireti öne koyunca dünyanın nasıl da hizmetkar olabileceğini gösteriyor. Ahmet hocamız bir dersinde “Ben gençliğimde şehadete niyet ettim şehid olmaya, o yüzden bu dünyada hiçbir şeyden korkmadım.” demişti… Eğip bükmeden, Allah’ın emirlerini anlatıp yaşamaya ve yaşatmaya çalışan Ahmet hocamızın birkaç anısına yer verdik.

Ahmet Hocamız şuan onlarca ders halkasında camilerde İlim Hizmet Araştırma Derneği’nde (İHAM) yüzlerce talebeye ders vermeyi aralıksız sürdürmektedir. Rabbim hocamıza daha çok öğrenci yetiştirmeyi ondan ders alan öğrencilerin de muvaffak olmasını nasib etsin.

Röportaj: Burcu Gece

Şeyma Büyükorhan

Fotoğraf: Müberra Yüksel