Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Amman Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Müdürü M.Sıddık Yıldırım ile Söyleşi

-Öncelikle müdür olarak görev yaptığınız kurumu tanıyabilir miyiz?

Mehmet Sıddık Yıldırım. Amman Yunus Emre Türk Kültür Merkezi müdürüyüm. Yunus Emre Vakfı 2007 de kanun ile çıkmış, ilk faaliyetini 5 Temmuz 2009 da Bosna da İl Kültür Merkezini açarak hayata geçen bir kurumdur. Bizim değerlerimizi taşıyan büyüğümüz Yunus Emre’nin adını taşıyan bu kültür merkezi şuan Japonya’dan Güney Afrika’ya kadar 32 ülkede 35 kültür merkezi faaliyet gösteriyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde, Bosna’nın farklı yerlerinde olmak üzere 10 tane vakfımız var. Tika gibi yurt dışındaki Türkler gibi bizde STK’yız. Devletin bir vakfı ama STK’yız. Türk kültürünü, edebiyatını, sanatını, yaşayışını mutfağını anlatmak kanunen verilmiş haklar ve çalışma alanlarımızdır.

-Bir nevi gönül başkonsolosluğu yani… Sıddık Bey siz Ürdün’de Türkiye’nin kültür elçisi gibisiniz. Peki Yunus Emre Kültür merkezi’nin Türkiye’de bildiğimiz her hangi bir cemaat ya da vakıfla bir ilgisi var mı?

Hayır, tamamen Başbakanımızın iradesiyle oluşmuş bir kurum, kaynağı tamamen devlet. Türkiye ile bulunduğumuz bu coğrafyalarda kardeşlik dostluk gönül köprüleri kurmak bizim görevimiz. Biz gri alanda çalışıyoruz öyle diyeyim. 21 yıldır buradayım Şam Üniversitesi Basın-Yayın mezunuyum. Suriye, Lübnan, Mısır, Kudüs, Suudi Arabistan ve Ürdün’de çalıştım. En son Ürdün’e geldim. Daha önce Turizm Bakanlığı Dış Teşkilatta da çalışıyordum fakat oradan istifa ettim. Yunus Emre’ye geçtim. Bizim bu topraklarla tarihi kültürel bağlarımız var. 100-150 yıldır aramıza nifaklar sokulmuş, duvarlar örülmüş biz insanlarla kendi dillerinde konuşunca müthiş bir sıcaklık, ülfet doğuyor. Bunun üzerine biz bir şeyler katmak ve güçlendirmek istiyoruz. Bütün derdimiz, tasamız budur. Ancak buraya ilk geldiğimde pek çok soruyla karşılaştım. Buranın tadilatı yapılırken Ürdün’ün en büyük yayınevinin sahibi geldi ve birçok soru sordu. Örneğin  ‘’Siz yeni Osmanlı mısınız? Siz bizi tekrar sömürmeye mi geldiniz?’’  Bu sorularla çok doğal karşılaşabilirsiniz. Mesela biz Müslümanız eşimle camiden çıkıyoruz. Örtülü olduğu halde “Müslüman mısınız?” diye soruyorlar. Çünkü burada bunun temeli atılmış buradaki kültür merkezleri, bu soruları bilinçaltına yerleştirenlerdir. Eğer bu insanlara direk cevap verdiğiniz zaman nefsi müdafaaya geçiyor ve aranızdaki ülfet kayboluyor. Onu yapmaktansa “Valla kimin kimi sömürdüğü belli ben Arapça konuşabiliyorum, siz Türkçe konuşamıyorsunuz.” diyorum. İkincisi kardeş kardeşi sömüremez, genlerinde olamaz bu. Biz kardeşiz, siz isteseniz de bu mümkün değil neden çünkü çevreniz, yetişmeniz bu alyuvarlar ve akyuvarlara işlememiş bu sömürü kültürü.

Başka bir anekdot: Burada Aclun diye bir bölge var orada iftara davetliydik. Masanın etrafında oturuyorduk yaklaşık 30 kişiydik, yanımda da Kuveyt’te yayın yapan önemli bir gazetenin yayın işleri müdürü oturdu. Bana dört tane soru sordu. Birincisi, Siz yeni Osmanlı mısınız? İkincisi, Siz bizi yeniden sömürmeye mi geldiniz? Üçüncüsü, Bu kültür merkezlerinin çoğu casustur, siz de bunlardan mısınız Dördüncüsü, müslüman mısınız? Bu coğrafyaya geldiğinizde burayı iyi tanımanız lazım buranın kodlarını bilmeniz lazım ki insanlara nasıl yaklaşabileceğinizi bilin. Ona dedim ki “Bu masanın etrafında istatistik yapsanız İslam’a en yakın benim. Benim adım Muhammed Sıddık, benim kadar İslam’a yakın kimse yok.” ve diğer sorulara gerek yok dedi. Bu coğrafyadakiler bizim kardeşlerimiz ne olursa olsun araya başka şeyler girmiş olabilir doğaldır. 80-100 yıl biz buraya el uzatmamışız, araya duvarlar girmiş ama su izanda bulunmayacağız.

Bir gün Ürdün Büyükelçisi Kültür Merkezine geldi ve dedi ki “Ben Türkçe öğrenmek istiyorum ama Türkçe zormuş dedi.” dedim ki, “Efendim size cümlenin yarısını söylemişler.”, “Nasıl?” dedi. Şöyle dedim, “Türkçe zor değil çok zor.” Adam dedi ki “Ne diyorsun sen?” ama dedim “%20 Arapça var içinde.” O zaman “Ben Türkçe biliyorum.” Dedi. Ancak “Bir sorunumuz daha var.” dedim. “Nedir?” dedi. “Tek başınıza kurs veremem.” “Niye?” “Türkiye’ye gideceksiniz bir çevreniz olacak öğreneceksiniz, hanımefendi içerde hapis mi olacak?” “Yok.” Dedi. “Ya ikinize bir kurs vereceğiz ya da yok.” dedim. Adam kalktı bana sarıldı. Dolayısıyla bizim bunları yaparken gönül köprüleri kurmamız lazım büyük olan fedakârlık yapar öyle değil mi? Bizim menfaatsiz Allah için sevdiğimizi gerçekten hissettirmemiz lazım. Bunları gösterip yapamayacağınız hiçbir şey yok bu coğrafyalarda. Biz bu doğrultuda bir etkinlik düzenledik, bir sempozyum Türk-Arap müşterek değerler sempozyumu, bu orta doğuda yapılan bu alanda ilk faaliyet ve açılışına buranın başbakanı geldi. Bizim Milli Eğitim Bakanımız geldi. Dediğim gibi bizim görevimiz bu insanlara samimi ve içten olduğumuzu hissettirmemiz gerekiyor.

Biraz önce de gönül köprüleri kurmamız lazım dediniz. İHAM ve benzeri kurumlar da bu anlamda bir bakış açısına sahip olmamız için çabalıyorlar. Ama bayanlar bunun ikinci planında kalıyor. Mesela bir konferans veya sempozyum olduğu zaman sadece alimler geliyor ve alimelerin iştirak ettiği toplantılar azınlıkta oluyor. Mesela biz böyle bir işe sarılsak bize destek olacak bir kurum mudur Yunus Emre?

Yunus Emre kültürel olarak yapılacak tüm faaliyetlerin arkasındadır. Yunus Emre, iki ülke arasında olmak şartıyla, bizim amacımız burasıyla Türkiye arasında bağ kurmaktır. Benim yeni bir projem var. Mesela Türkiye’deki okullarla burada kardeş okullar yapmak, her kanaldan kardeşliği güçlendirmek, eğitim, Kültür, ekonomi alanında olsun bu bağları sağlamlaştırmak. Sizin de böyle eskimemiş yeni soluklar getiren bir faaliyetiniz olursa seve seve destek oluruz. Mesela size bir şey anlatayım geçen sene bir yarışma düzenledik. Ürdün’de 100 okul katıldı. Türk-Arap atasözlerini karikatürle anlatma yarışması. Farklı bir soluk, farklı bir bakış açısı kazandıracak… Beş tane konu belirledik eğitim, anne, baba, sağlık, temizlik, hoşgörü bu beş konunun altında üç atasözü belirledik. Mesela “Ayağını yorganına göre uzat!” bu atasözü iki millette de var. Bunu biz klasik bir resim yarışması olsun diye yapmadık. Bir mesajı olsun, bir derinliği olsun diye yaptık. Allah o zaman bereketini veriyor. Ve onun üzerine bu sene biz Türkçeyi seçmeli ders olarak başlatıyoruz. Bu kolay bir şey değil. İngilizlerin kültür merkezlerine bakıyorum 1956 yılında kurulmuş. Amerikanlara bakıyorum 1954 da açılmış. Almanlara bakıyorum 1960 yılında açmışlar. Biz niye 2011 de açmışız? Onun için bizim çok kalıcı şeyler yapmamız lazım.

Bu konuda sizin yapacağınız çok işler olur. Kadın bakış açısıyla farklı işler çıkabilir. Mesela 1958’den 1990’ın sonlarına kadar Türkiye’de okumuş şuanda burada 3500 civarında üniversite eğitimini Türkiye’de tamamlamış, Ürdün devlet kademelerinde çeşitli görevler almış kişiler var. Onlara burada bir yer verdik, orada okuyup gelmişler aile kurmuşlar, Türklerle evlenmişler. Bununla ilgili özellikle bu konuda mastır doktora yapmanızı isterim çok faydalı olur.

-Hocam bunu Ürdün ile sınırlarsak pek sağlıklı olmayabilir?

Ben şöyle bir faaliyet yaptım. Buraya gelen her Türk gelinlerinin geliş hikâyeleri, bir tanışması acısı vardır, hiç bilmediğiniz bir coğrafyaya geliyorsunuz. Türk gelinlerinin geliş hikâyeleri diye burada 200 kişi toplandı. Ağlayanları, hikâyeleri anlatanları ne istersen vardı. Bunları bir kitap haline getireceğiz. Birincisi bu insanlara o günleri hatırlatıp, aidiyet duygularını hatırlatıyorsun, çocuklarına sahip çıkıyorsun, yanında duruyorsun psikolojik olarak. Mesela mastır yapacaksınız Sosyoloji alanında Ortadoğu’da ki Türk gelinlerin durumlarıyla ilgili bir çalışma olabilir. Bu gelinlerin çocukları 2-3 nesil sonra Türkçeyi unutuyor. Mesela o çocuklar gelip burada oynuyor, oturuyor sadece buraya gelsinler oyalansınlar, birkaç kelime Türkçe konuşsunlar başka bir şey istemiyoruz. Almanya da toplumun %10’una ulaşabiliyoruz. Burada da o hale gelmesi için uğraşıyoruz. Sizden istirhamım eğer Sosyoloji alanında bir çalışma yapacaksanız, spesifik konular yerine Ürdün’de ki aşiretler hakkında olabilir, kaçımızın bilgisi var bunlarla bağlarımız böyle sıkı tutmalıyız.

-Suriye Şam’da Türkçe öğretiliyor. Bu hizmetleriniz oldu mu ve Kudüs’te durum nasıl sürekli bir kargaşa içinde mi? Görüldüğü gibi yoksa insanlar normal yaşantılarını sürdürüyorlar mı? Türk gelinleri orada da var mı?

Suriye’de ki kültür merkezini ben kurdum ve ben kapattım. Lübnan’dakinde de a dan z ye oradaydım. Kudüs’te ki kültür merkezinde ise fizibilite hazırlık aşamasında oradaydım. İskenderiye Kültür Merkezine de iki kez gittim. İnşaallah önümüzdeki haftalarda Kuveyt’e gideceğim. Bu coğrafyalarda aşırı bir Türk sevgisi var. Ama bunlar bizim dedelerimizin kadirşinaslığı sebebiyledir. Bizler henüz bir şey yapmadık sadece tek şey söyleyeyim. Ben oğluma Kudüs’ü anlatıyordum. Birisi geldi, arkamdan tuttu, “Siz bu ümmetin şerefisiniz.” dedi yani inanın şuan dahi tüylerim diken diken oluyor. Bunu birde Türkçe söyledi. Siz kimsiniz dedim, “Ben İstanbul Üniversitesi İnşaat Mühendisliği mezunuyum.” dedi. Kudüs’te çalışıyor. Kudüs iki bölüm halinde Doğu Kudüs Müslümanların ve Hristiyanların yaşadığı bölge, Batı Kudüs ise sanki başka bir yerden alınmış oraya konmuş gibi Doğu Kudüs’te belediye hizmetleri sıfır, sokaklardan neredeyse lağım akıyor. Birde hakikaten oradaki müslümanlar müthiş bir baskı altındalar. Ben hacca gittim ama Kudüs’teki gibi bir bilinci, hazı oradan alamadım. İnsanlar çok bilinçli sanki Müslüman toprağındaki bir ağaç ile Yahudi toprağındaki ağaç rekabet ediyor bunu hissediyorsunuz… Bir örnek vereyim Yahudi’nin biri zorla, hileyle Müslüman mahallesinde bir ev alıyor. Çok lüks biçimde hazırlatıyor ve tepesine de bayrağı asıyor. Ben buradayım, ben güçlüyüm dercesine… Baskıyı anlatabiliyor muyum?

        IMG_4912     Bu arada Müslüman mahalleleri Filistinliler sanki direnişi bırakmış gibi duruyorlar gerçekten sayıları bu kadar az mı?

Filistin dışında yaşayan Filistinli sayısı yaklaşık 4 buçuk milyon… Hayat şartları o kadar zor ki insanın ona dayanması mümkün değil. Her türlü baskıyı yaparak orayı size boşalttırmaya, sattırmaya çalışıyor. Benim bir tanıdığım var Kudüs’te bir mahallenin muhtarı evinin üstünde ve altında Yahudi evi var. Ona 2 milyon dolara sattırmak istiyorlar ve mahalle varoş bir yer. Adam evini vermiyor. Şimdi kaç kişi buna dayanabilir?

Birde sanal alemde Esed aslında böyle yapmıyor, kan dökülmüyor, aslında Kudüs’te de direniş yok gibi haberler dolaşıyor.

Bu durum o bölgelerin tanınmamasından, görülememesinden yararlanarak yapılan bir şeydir. Sanal alemde bunlar bir ordu gibi adeta bu iş için ordu kurmuş Esed ve taraftarları. Suriye’yi bilen insan şunu çok iyi bilir ki Suriye’de 15 tane birbirinden bağımsız milli istihbarat gibi mit gibi kurumları var. Hepsi de Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Danışmanlığına bağlı.

Bu olaylar başlamadan önce 2009 yılına kadar nerede oldukları bilinmeyen 400.000 siyasi tutuklu vardı. Türkiye’de bir ara 120.000’e çıkmıştı. Şimdi anlatacağım olayı bizzat yaşadım. 1994-96 yılları öğrenciliğim sırasında Suriye’de bir arkadaş bizim hakkımızda rapor yazıyor. Bu “Milli Görüşçüdür.” diye. 2 buçuk yıl ben nereye gidersem gideyim takip ediliyorum. Yaptığımız bir şey yok Fıkhu’s-Sire okuyoruz. Raporu yazan ise Türk bir ilahiyatçıydı. Sonra adam geldi bir daha geldiğinde benzin getireceğim yakacağım kendimi dedim sende kurtul bende dedim. “2 buçuk yıldır benim nasıl biri olduğumu anlamadıysanız bundan sonra da anlayamazsınız.” dedim. O dönemde babam vefat etti. Türkiye’ye gelemedim, düşünebiliyor musunuz zulmü? Benim biri 9. Sınıfa, biri 11. sınıfa giden kızlarım var. Küçükken aralarında konuşurlardı. Çocukların beyinlerine öyle işlemiş ki şöyle diyor “Babam ikamet alacak Türkiye’ye gideceğiz.” Gitmediğim istihbarat birimi kalmadı. “Ben öğrenciyim, böyle böyle her şeyimi anlattım, peşimde dolaşmayın.” dedim. Bana inanmazlar tabi… Suriye’yi tanıyan bilen insanlar Esed’in nasıl davrandığını görmesi lazım. 2009’un Ocak ayında Esed’in kuzeni ile arkadaşız hala da konuşuruz. “Neden bu insanlara düzgün maaş vermiyorsunuz adam gibi yaşasın rüşvet yemesin.” dedim. (Suriye’de rüşvet vermek değil vermemek ayıp.)O “Eğer bu adamlara maaşlarını tam verirsek birbirleriyle uğraşmayı bırakır, bizle uğraşırlar.” dedi. Bende “Bu iş eninde sonunda olacak.” Dedim. Aslında burada bizim iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor. Bizim medyamız Suriye’yi tanımıyor. Ya iki tane haber alma araçları vardır ya otururlar kendileri yazarlar yada dinleme servislerinden son 10 yıldır gönderiliyor. Öncelikle milleti bir tanımanız lazım bu olaylardan önce Suriye’de 1 buçuk milyon Kürt kimliksiz yaşıyordu. Sadece göçmen kartı vardı. Alınan satılan bir mal gibi devlet istemiyorum derse gidecek yeri yok, istese hacca gidemez.

Görevimiz buradaki Osmanlı belgelerini bulup gün yüzüne çıkarmak biz insanın olduğu her yerde bağlantılı olmalıyız. Burada düşüncelerimiz fiilen göstermeliyiz. Mesela Osmanlı’nın Kur’an’a nasıl hizmet ettiğini anlatan bir sergi yapsak. Size burada en çok sorulan sorulardan biri olan “Müslüman mısın?” sorusuna cevap olur. Prensip olarak buraya giren insanın içinin huzurlu çıkması lazım düşüncesi her ne olursa olsun. Her kim bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse Allah da onun sıkıntısını giderir. Ben burada 1 buçuk milyon insanla kardeş oldum. Öyle yüzeysel değil aradığımda gelip yardım edecek kadar…

Türk dizileri burada aşırı derecede yaygın ve bize “Müslüman mısın?” diye sorulmasının en önemli sebebi de budur. Bir milletin kültürünü en iyi medyası yansıtır…

Bu dizilerin çevirileri öncelikle ticari bir amaçla başlamıştı ve bunun çevirisini benim arkadaşım yapmıştı. Önce Meksika sonra Hint sonra Mısır dizileri bu millete verildi ve Türk dizileri yeni bir soluk. Bunu uzmanlarına sordum dediler ki duygudaşlık kültür yakınlığı… Ama o diziler bizim kültürümüzü yansıtmıyor ki… Suriye’de bu daha yaygındır. Arapların Türkiye’ye gelmelerinde ki amaç su, yeşillik, eğlence bunları bulan ayrılamaz oradan ve buraya hayran kalıyorlar ve dizilerini izliyorlar. Araplar da böyle bir batı hayranlığı var.

                -Sizce İlahiyat yurtdışında okunmalı mı?

Kesinlikle kendi anadilinde okunmalıdır. Çünkü buradaki insanlara göre sizin dil seviyeniz bir çocuğun dil seviyesi kadar bu seviyedeki bir çocuk üniversite nasıl okuyabilir. Ben dil üniversitesini birincilikle bitirebilirdim. Derslere girmeye başladım, hoca bir vadide ben bir vadideyim. Anlamıyorum hocayı amfiye ilk girer, son çıkardım. Sabah namazından sonra yatmazdım. Ama 6 yılda zor bitirdim. Siz imkanlarınızı çok iyi değerlendirin. Dili iyi öğrenin bizim zamanımızda böyle imkanlar yoktu. Yazları değişik ülkelere gitmelisiniz. Siz yeter ki çalışma yapın Yunus Emre tüm imkanlarını önünüze sermeye hazır. Bu bir lütuf, iyilik değil. Siz yeter ki katma değer sağlayın… Mesela Antalya’dan 58 kişi gelmiş, Sakarya’dan, Marmara’dan… Önemli olan heybenize ne kattığınız sadece gelmeniz değil… Ben Arapça öğrenirken hiç sözlük kullanmadım hala daha kullanmıyorum ve Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a sumiltane tercümanlık yaptım.

-Yunus Emre Arapların arasında yayılmış buradaki Arap arkadaşlara da sorduk hepsi de haberdarlar Türkçe dersleri veriliyormuş diyorlar…

Tabi burada 136 tane öğretmen var ve Ürdün Üniversitesi kampüsünde bölümümüz var. Siz ne kadar hızlı koşabiliyorsanız o kadar koşacaksınız. Buranın Emniyet Müdürlüğüne gittim sizin Turizm Bakanınıza ücretsiz Türkçe kursu verelim dedim. Burada ki beş yıldızlı otellerin resepsiyon görevlilerine Türkçe dersi verelim diye görüştüm. Milli Eğitim Bakanlığına Türkçe eğitimi hakkında görüşmek için gittim. Sivil Savunma Bakanlığına bizim burada ki bayanlara ücretsiz ilk yardım dersi vermek için görüşmeler de bulundum ve sonunda burada 12 hafta dersler verildi. Amaç yeter ki birleşim olsun.

Araplar tarafından İhvan-ı Müslimin’e mesafeli durulması ve desteklense bile söylenmeye çekinen Arap toplumu hakkında ne diyeceksiniz.

Bu felsefe resmi ideolojinin ürünüdür. Müslüman olarak nasıl baktığımız ve nerede bulunduğumuz önemli. Senin kimliğin senin varlığın senin kültürün nedir neye hükmediyor. Zulüm kimden gelsin neye karşı olsun bizim zalimin karşısında durmamız lazım. Demokrasi deniliyor iyi tamam bu adam seçilirken siz yok muydunuz orda biraz daha sabredip neler yapılacağına bakılmalıydı. Yani dediğim gibi bunlar resmi ideolojinin ürünleri. Biz hak neredeyse ki hak ölçüler belli zaten tekrar oluşturulacak bir kavram değil. Bunlar Allah-u Teala’nın belirlediği sınırlar bunlara bakıp hükmü öyle vermemiz lazım. Evet sizce Arap baharı niye başladı? Size soruyorum. Müslümanlar niye uyanmaya başladı. Bu soruya nasıl cevap verilebilir. Türkiye’nin gelişim göstermesi bunlara bir sebeptir. Misal adam hasta olur. Ben Arap baharını şeker hastalığına benzetiyorum. Bir adam şeker hastası olduğunda iğne, insülin, hap alır ve belli bir yere geldiğinde hastalığına hiçbir şey kâr etmez. Arap baharında ki durum da budur. Devlet halka hak, özgürlük dedi. İnsanları hapishanelere attılar. İnsanlar tamam artık dediler ve Tunus da ki çocuğun kendisini yakmasının nedeni de bu değimliydi.

Mursi’yi Adnan Menderes’e kadar bağladıysak bu olayları da Fransız ihtilaline bağlayabilir miyiz?

Böyle bir kıyas yapılabilir mi tam olarak bilmiyorum ama Suudi Arabistan Amerika’ya petrolün varilini 9 dolardan veriyor. Bu rakam dünya piyasasına göre 100 dolar seviyesinde. Var mı böyle bir şey Mısır ve Irak da ki bütün müzeler talan edildi. Bu ne demek biliyor musunuz? Batı da hangi müzeye giderseniz orda demektir. Ben Arapça enstitüsünde okurken bir hocam Ermeni’ydi. Bana Osmanlı derdi. Bu hocanın dersinde adım Osmanlı kalmıştı. Beni her derste Hatay bizim diye taciz ederdi. Bir gün derste dedim ki Gonan tepelerini alın Hatay bizden sizi hediye dedim. Bunu 92 yılında söyledim.

Erdoğan burada da çok seviliyor Türkiye de de oy verip desteklediğini söylese de acaba gerçekten Amerika’nın adamı mı diye düşünenler var peki siz ne diyeceksiniz?

Ben katma değere bakarım bir memur olarak bakarsak istediği kadar Obama ile yan yana dursun bu ülke ye kattıklarına bir bakılmalı. Çekirge bir atlar iki atlar meselesi var şimdi gerçek ve samimi olmasa Tayyip Erdoğan Allah yolunda olmasa nereye kadar gelebilirdi ve ne yapardı. İşini Allah ile göreceksin şeytanla ortak olmayacaksın.

Biz buraya gelince diğer kültürden insanlar ile karşılaşınca bir çok yönden eksik olduğumuzu fark ettik. Biz ilahiyatçı olarak sadece bu perspektiften bakıyoruz olaylara. Siz tecrübelerinizden kaynaklanarak bize nasıl tavsiyelerde buluna bilirsiniz.

2009 da Şam’da ki kültür merkezinin kapısı saat 8 buçuk da çaldı. Açtığımda yaşlı bir teyze ben Türkçe öğrenmeye geldim dedi. İçeri buyur ettiğimde 76 yaşında ve bu dilin beşinci dili olacağını söyledi. Sizden istirhamım en az iki dil, Arapça ve İngilizce öğrenin. Bakınız en az iki dil yoksa size hakkımı helal etmiyorum. Bol bol konferans seminerlere katılın siz kendinizi belli bir seviyeye getirin gerisini boş verin ki zaten ardı gelir. Lehine ve aleyhine olan şeyleri de takip ederek olaylara yaklaşın. Biz zahirlere göre hüküm vermek zorundayız. Buraya geldiğiniz için çok teşekkür ederim.

 

-Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

Röportaj: Burcu Gece

Şeyma Büyükorhan