Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Aile ve Huzur İlişkisi

Allah Teâlâ, bu dünyada hiçbir varlığı tek yaratmamış, her yarattığının bir de çiftini var etmiştir. Siyah beyazla, üzüntü sevinçle, sıcak soğukla yani var olan her şey zıttıyla ve de çiftiyle kâim olmuştur. Bu zıt ve çiftlerden birisi de kadın ve erkektir. Allah (c.c), ilk insan olan Hz. Âdem’i yaratmakla beraber ona eş olan Havva anamızı da yaratmış, onu yeryüzünde yalnız bırakmamıştır. Daha sonra da bu çiftten birçok kadın ve erkek çift meydana getirmiş ve böylece bu âlemde, çiftlerin idâmesi üzerine kurulmuş bir düzen var etmiştir.

Varlığının delili olarak Yüce Allah (c.c), kadın ve erkek arasına sevgi ve merhamet koymuş, çiftleri birbirlerinin örtüsü kılmıştır. Aralarındaki bu duygusal bağ sayesinde çiftlerden biri diğerinin eksiğini tamamlamış, ferah olan darda olanın sıkıntısını gidermiş, neşeli olan hüzünlü olanın hüznünü kapatmış; bir elmayı tamamlayıcı parçalardan oluşan iki yarı olmayı kabul eden çiftler, hayatın tüm zorluklarını birlikte göğüslemeye hazır hale getirilmişlerdir. Bu sayede iki ayrı cinsiyet olarak yaratılan kadın ve erkeğin “birbirlerinde huzur bulma” zemini de kurulmuş olmaktadır.

Aile hayatının temelini oluşturan evlilik akdidir. Bu akit, Din ve toplum tarafından koyulan akdin gerekleriyle tamam olmaktadır. Bu gereklerden birisi de şüphesiz, ailede eşler arası karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmesidir. Erkekler daha ziyade evin dışına, kadınlar ise evin içine dair sorumlulukları üstlenmişler, böylece evlilik kurumunda karşılıklı bir iş bölümü yapmışlardır. Bu iş bölümü her iki tarafın yükünü bir nebze de olsun azaltarak eşlerin muhabbet alanlarını genişletmekte, eşlerin birbirleri için daha fazla zaman ayırabilmelerini temin etmektedir.

Kadının ev içi sorumluluğuna vurgu yapılırken onun büsbütün dış hayattan soyutlanması gerektiği anlaşılmamalıdır. Kadın, eşinin rızasını gözetmek kaydıyla her vakit rahatlıkla sosyal hayatta yer alabilmelidir. Ancak günümüzde sosyal hayatın Müslüman bir bayan için dezavantajlar barındırdığı da göz ardı edilemeyecek bir gerçekliktir. Örneğin, günümüz çalışma koşulları, bir kadının kendisine nikâh düşebilen bir erkekle ya da tam aksine bir erkeğin yabancı bir kadınla baş başa çalışmasını zorunlu kılabilmekte; çalışma saatlerinin uzunluğu sebebiyle bu durum, eşler arasında birtakım huzursuzlukların, kıskançlıkların yaşanmasına sebep olabilmektedir. Neticede ise aile birliği sarsıntıya uğramakta ve çoğu kez de ayrılmakla çözüme ulaşılmaya çalışılmaktadır.

Sarsılan âile birliğinin devamını sağlamak, yine eşlerin hünerlerini ortaya koymasıyla mümkün olabilecektir. Bu meyanda bir kadın, eşinin gönlünü hoş tutabilmek için isyankâr tavırlardan uzak durarak eşinin olumlu isteklerini geri çevirmemeli; erkek de eşine her konuda inancının ve güveninin tam olduğunu hissettirerek kadının ruhuna hitap eden ince davranışlar sergileyebilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; huzurlu bir evlilik huzurlu bir ailenin, huzurlu bir aile de huzurlu bir toplumun temel yapı taşıdır. O halde huzurlu bir toplumun var olabilmesi, her şeyden önce huzurlu bir birlikteliğin yaşanıyor olmasına bağlıdır. Bu da demek oluyor ki bir aile ne kadar sağlam temeller üzerine inşâ edilirse, üzerine binâ edilen toplum da o derece sarsılmaz olacaktır.