Menu

İlim Hizmet Araştırma Merkezi

Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed

Allah Resûlü (a.s.) Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sîreti kadar sûreti de güzeldi. Hz. Peygamber dengeli bir vücuda sahipti. Onun görünüşünde insanı rahatsız edecek bir şey yoktu. Boyu, saçları, başı, burnu, gözleri, sakalı, dişleri, boynu vs. her şeyi düzgün ve dengeliydi. Hz. Ali (r.a.) kendisine Resûlullah (s.a.v.)’ın beden yapısı sorulduğunda Sevgili Peygamberimizin fizikî özelliklerini şöyle anlatmaktadır:


Resûlullah (s.a.v.) ne son derece uzun ne de son derece kısaydı, o, orta boyluydu. Saçları, tam düz olmayıp biraz kıvrımlıydı. Şişman olmadığı gibi yüzü tamamen yuvarlak da değildi ve rengi kırmızıya çalan beyazdı. Gözleri kara, kirpikleri uzundu. Mafsal kemikleri ve omuzlarının arası iriydi. Avuçları ve ayakları dolgundu. Yürüdüğü vakit, yamaçta yürüyormuş gibi sert adımlar atardı. Bir tarafa döndüğünde bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında Peygamberlik mührü vardı; zira o, peygamberlerin sonuncusuydu. Gönlü cömert ve aksanı en düzgün kişiydi. Gayet yumuşak tabiatlı, muaşereti de soylu idi. Ansızın gören (heybetinden) ilk anda ondan çekinir, fakat tanıdıkça onu daha çok severdi. Kendisini tanımlayan kimse, “Ne ondan önce ne de ondan sonra asla bir benzerini görmedim”  derdi.” ” *1

Hz. Peygamber’in şemâiliyle ilgili rivayetleri en güzel bir biçimde derleyen Ahmet Cevdet Paşa onun fizîkî özelliklerini şöyle anlatıyor:

“Fahr-i Âlem, yaratılışça ve ahlakça insanoğlunun en mükemmeliydi. Bütün peygamberler de tam âzâlı ve güzel yüzlü idiler. Fakat Resûl-i Ekrem, onların en güzeliydi.

Resûlullah’ın (s.a.v.) mübarek vücudu güzel, her azası birbirine uygun, boyu gayet münasip, alnı, göğsü, iki omuzunun arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve düzgün, boyun rengi gümüş gibi berrak, omuzları, pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri ve parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Karnı, göğsü ile aynı hizada idi. O şişman değildi. Ayaklarının altı çukurdu, düz değildi. Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetliydi. Ne zayıftı ne de semiz, ikisi ortası idi. Fakat, sıkı etliydi. Mübarek cildi ise ipekten yumuşaktı.

Aşırı olmamak üzere büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, büyücek ve iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakındı. Çatık kaşlı değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki, hiddetlendiği zaman kabarıp, görünürdü.

O Yüce Peygamber, parlak gül renginde, yani ne çok beyaz ne de esmer olmayıp, bu iki rengin ortası gül kırmızısına benzer beyaz bir renkte olup nurani ve berraktı. Mübarek yüzünden adeta nur parlardı. Gözlerinin akında hafif kırmızılık görünürdü. Dişleri, inci gibi parlak ve ışıl ışıldı. Söz söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken mübarek ağzından ışıklar çıkardı.

Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düzdü. Uzadığı zaman kulaklarının memelerini geçerdi. Sakalı sıktı. Fakat uzun değildi. Bir tutamdan fazlasını keserdi. Vefat ettiği zaman saçı ve sakalı henüz ağarmaya başlamıştı, saç ve sakalında yirmi kadar beyaz kıl vardı.

Vücudu tertemizdi. Koku sürünsün, sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı. Bir kimse onunla el sıkışsa, bütün gün onun güzel kokusunu duyardı ve mübarek eli ile bir çocuğun başını sıvazlasa, o çocuk güzel kokusu ile başka çocuklar arasında belli olurdu.

Doğduğu vakit de tertemiz, sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuştu. Hisleri yani duyuları çok kuvvetliydi. Çok uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği uzaklıktan görürdü. Bütün hareketleri orta halliydi. Bir yere giderken acele etmez, sağa sola salınmaz, ağır başlı ve temkinli olarak dosdoğru yoluna gider, fakat hızlıca ve kolaylıkla yürürdü. Yani normal yürür gibi görünür, fakat yanında gidenler hızlı yürüdükleri halde geri kalırlardı.

Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye fena söz söylemez, kimseye kötü muamele etmez, kimsenin sözünü kesmezdi; yumuşak huylu, alçak gönüllü idi. Sert ve katı değildi. Fakat heybetli ve vakarlı idi. Yersiz söz söylemezdi, gülmesi ise tebessüm şeklinde idi.

Onu ansızın gören kimseyi bir sevgi kaplar, o’nunla sohbet eden ve görüşen kimse, o’nu cân-ı gönülden severdi. O, insanlardan kim hangi derecede saygıya layıksa ona göre davranır; akrabalarını da görür ve gözetir, onlara da ikram eylerdi. Ancak akrabası da olsa onları, diğer ashabından ayrı tutmaz ve farklı muamele etmezdi. Sahabesi ona aşık olmuş gibi sevgi beslerdi. Onun kokusunu, onun hatıralarını arar, onunla birlikte yaşadıklarını daha sonraki nesillere gözyaşı içersinde anlatırlardı. Allah Resûlü’ne yetişememiş tabîûn nesli sahabeyi hayranlıkla dinler, onlardan Allah’ın elçisinin sûretini ve sîretini anlatmalarını isterlerdi.

Tâbiûn neslinden Sâbit el-Bünânî, Enes b. Mâlik’e şöyle dedi: “Ey Enes! Senin elin Resûlullah’ın eline değdi mi?. Enes, “Evet” deyince, Sâbit: “Ne olur uzat ellerini öpeyim. Zira bu el Resûlullah’ın eline değmiştir.” *2

Hizmetçilerini pek hoş tutar; kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara da onu yedirir ve onu giydirirdi. Yeme ve giyme hususunda yoksulluk derecesinde yaşar, her şeyde aşırı olmaktan uzak dururdu. Son derece cömert, eli açık, herkese iyilik eder, ikramda bulunur, şefkat ve merhametle davranır, affetmeyi ve bağışlamayı severdi. Hem cesur hem de yumuşak huylu idi. Verdiği sözde durur, her zaman doğruyu söylerdi. Sözün özü, ahlakının güzelliği, zekâsının keskinliği ile bütün insanlığın üzerinde ve her türlü övgüye layık idi.” *3 Şairin dediği gibi;

Ve ahsene minke lem tera kattu aynun
Ve ecmele minke lem telidin-nisâu
Hulikta muberraen an kulli aybin
Ke enneke hulıkta kema teşâu

(Gözler senden daha güzelini asla görmedi
Kadınlar senden güzelini doğurmadı
Sen her türlü ayıptan uzak yaratıldın
Sen sanki kendi istediğin gibi yaratıldın.)

Yunus Emre de Hz. Muhammed’e olan aşkını şöyle terennüm ediyor:
Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel kendi güzel Muhammed
Şefaat eyle bu kemter kuluna
Adı güzel kendi güzel Muhammed

Mümin olanların çoktur cefası
Âhirette olur zevk-u sefası
On sekiz bin âlemin Mustafası
Adı güzel kendi güzel Muhammed
Âşık Yunus nider dünyayı sensiz
Sen hak peygambersin şeksiz şüphesiz
Sana uymayanlar gider imansız
Adı güzel kendi güzel Muhammed
Şair Fuzûlî Allah Resûlü için yazdığı su kasidesinde şöyle diyor:
Suya virsun bağıbân gülzârı zahmet çekmesun
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gülzâra su
(İsterse Bahçıvan gül bahçesini suya gark etsin, zahmet çekmesin,
Bin gül bahçesine su verse yine yüzün gibi bir gül açılmaz).

—–
1. Tirmizî, Menâkıb 19.
2. Ahmed b. Hanbel, III, 111. Diğer örnekler için bkz. A.g.e., II, 255,467; IV,54-55.
3. Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, haz. Mahir İz, Ankara 1985.